Alman Realizmine Karşı Türk Saflığı

Paylaş

Evet, Türk Başbakanı Alman Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı ile ilgili almış olduğu karardan dolayı büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Evet, Türk kamuoyu da çok büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Ancak bu bir şeyleri değiştirecek midir? Alman parlamentosu üç ay önce Doğu Avrupa’da bazı AB üyesi ülkeler soykırımı kendi ülke meclislerinde kabul edince bir sinyal göndermişti, Almanya’daki muhalefet partisi Hıristiyan Demokrat Partiye üye siyasilerden bazıları bu konuyu Alman parlamentosuna taşımak için ellerine geçen fırsatı değerlendirmişlerdir. Aslında, Alman başbakanı Gerhard Schröder Mayıs ayının başında 600 kişilik yatırımcı ordusu ile Ankara’ya gelmeden hemen önce tartışmanın yönünü değiştirmede başarılı olmuştur. Almanya bu açıdan Türkiye’nin kaybetmemesi gereken son kaleydi. Ancak, önce erken seçim kararı şimdi de önceye göre daha güçlü olan Hıristiyan Demokratların baskısı sonucu ne Schröder ne de Dışişleri Bakanı Joschka Fischer daha fazla Türkiye’yi savunamamıştır. Diğer bir deyişle, Alman Realpolitiki Parlamentonun tartışmadan kararı kabul etmesini zorunlu kıldı! Çok doğal olarak!
Türkiye’nin hayal kırıklığı çok fazla önemli değildir. Almanya, Türklerin Almanya’ya ihtiyaç duyduklarını bilmektedir ve Almanya, Türkiye için doğru olana göre değil, Almanya için doğru olana göre karar verir. Bu anlaşılabilir. Anlaşılmayan Başbakan Erdoğan’ın bu Alman tuzağına nasıl düştüğüdür! Erdoğan bu kararla çok kötü bir darbe almıştır. Bunun büyük iç siyasi etkileri olacaktır. Kıbrıs’tan sonra şimdi de Ermeni meselesi Erdoğan için diğer bir siyasi yenilgi olacaktır. Erdoğan’ın Schröder ile olan kardeşliği ve dostluğu, Alman basının deyimiyle “Boğaziçi’nde erkek erkeğe”, zarar görmüştür. Herkes bilmektedir ki Başbakan Erdoğan, Almanya’nın Erdoğan’ı diğer AB ülkelerine karşı koruyacağından ve AB meselelerinde Türkiye’nin avukatı olacağından çok emindi. Erdoğan bu kadar saf mıydı? Evet, Erdoğan saftı. Ancak siyasette saflığa yer yok. Bunun için Avrupa tarihini ve aklını bilmek gerekir. Onun nasıl işlediğini ve nasıl karşılık verdiğini bilmek ayrı bir uzmanlık ister. Erdoğan’ın Almanya’yı bu karardan dolayı etik olarak doğru olmayan bir şey yapmış olmakla suçlaması doğrudur ancak 11 Eylül’den bu yana uluslararası politikada etik kimin umurunda?
Almanya’nın geçen Cuma günkü kararına yönelik, Ankara’daki Alman Büyükelçiğinin önündeki protesto ve Berlin’deki gösteriler gibi, kamuoyu tepkisi tecrübelerin gösterdiği üzere hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Bunun nedeni Almanya’nın sıkıntıda olması ve Fransız ve Alman siyasetinin el ele yürümek zorunda oluşudur. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Chirac Türkiye’ye arkasını dönmüştür, Almanya’nın dönüşü sadece normal bir harekettir. Avrupa’nın geleceği ile ilgili gündemde olan şey Türkiye değildir. Geçen hafta Brüksel’de yapılan zirve Türkiye’nin nasıl yavaş yavaş dışlanacağını gösterdi. AB’nin 2013’e kadar hiçbir şey yapmayacak olması ve müzakerelerin resmi olarak bu Ekimde başlayacak olması anlaşılabilir.
Almanya neden bu kararı almıştır ve bu gelecek için ne anlama gelir? İlk olarak bu karar, Türk-Alman ilişkilerine zarar verecektir. Alman siyasilerine olan güven sorgulanacaktır. Hıristiyan Demokratlar iktidara geldikten sonra ilişkilerin siyasi terimlerle değil siyasi terimler ve savunma terimleri ile belirleneceği beklenmektedir. Türk siyaseti bugünden itibaren “dışlanma dönemine” girmiştir ve Ermeni diasporası hem diğer AB ülkelerinde hem de AB üyesi olmayan ülkelerde daha çok zafer kazanacaktır. Alman kararı diğer bazı ülkeleri de cesaretlendirecektir. Almanya, bu kararla tarihi değiştirmektedir. En azından Almanların 1915-16 olaylarından kısmen sorumlu oldukları yeni bir şey değildir. Almanca bir sözcük olan “Volkermord” (Soykırım) Türkler için anlaşılması ve tercüme edilmesi zor bir sözcüktür. Evet, Almanya 1. Dünya Savaşından kalan “Türk-Alman silah kardeşliği” efsanesini sona erdirmiştir. Bu, Almanlar tarafından hiçbir zaman gerçek anlamda kabul edilmemiştir sadece Türkler tek taraflı olarak kabul etmişlerdir.
Evet, AB ülkeleri Türk tarihi konusunda cahildir ve bir kez daha Türkler birçok AB ülkesinin gözünde suçlu durumuna düşmüştür.
Birçokları kabul etmeyecek olsa da Almanya’nın bu kararı ile Türk-AB ilişkileri hiçbir zaman tekrar sağlıklı olamayacaktır. Bunun nedeni, öngörülebileceği gibi sözde “Ermeni soykırımı” Türkiye’nin AB’ye katılacağı gün geldiğinde siyasi bir sine quo non (olmazsa olmaz) olacaktır. Kıbrıs meselesi en iyi örnektir. AB, Kıbrıs meselesinde Türkiye’ye adaletsiz bir şekilde davranmıştır ve davranmaya devam etmektedir ve Türkler AB’yi sadece çifte standart uygulamakla suçlamaktadırlar. Bir sözümüzde dediği gibi “Akşam yemeğinden sonra günaydın!” (Bu neden bu kadar uzun sürdü?)
Türk siyasi partileri AB’ye yönelik heveslerini kaybetmektedirler. Daha fazla AB karşıtı eğilime yöneleceklerdir. Muhalefetteki CHP bunun en son örneği ve kesinlikle onu diğerleri de takip edecektir. Kaybeden kim? Tabi ki Adalet ve Kalkınma (AK) Partisi hükümeti. Hem başbakan hem de dışişleri bakanı için bu noktada kazananı söylemek çok zordur. İkinci adım imtiyazlı ortaklık tartışması olacaktır. Türk-Alman ilişkileri daha gergin bir döneme girmektedir. Bu, Almanya’nın kararıdır, Türkiye’nin değil. Almanlar Realpolitikin ne olduğunu bilirler, diğer tarafta ise Türkler hala etiğin de siyasette önemli olduğu konusunda dünyayı ikna etmeye çabalamaktadırlar. Bir kez daha sadece Türkler bu kadar saf olabilirler.