Ali Erhan Demirkıran ile Söyleşi

Paylaş

Hamza Yasa: Sayın Ali Erhan Demirkıran; Türkiye ve dünya önemli bir süreçten geçiyor. Kafkaslardaki gelişmeler dünya komu oyunun en önemli gündem maddesi haline geldi! Böyle bir dönemde Cumhurbaşkanımızın Ermenistan ziyareti ve dış politikalardaki duruşumuzu nasıl görüyorsunuz?

Ermeniler SERV sevdalısı oldukları için onlara kapılarımız kapatmıştık….

Ali Erhan Demirkıran.
Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. 2004 yılından bu yana AB nin Türkiye’den bir takım talepleri var. Bunlardan biri Kafkaslarda ki komşularımızla aranızı düzeltin. Bakıyorsunuz Gürcistan ve Azerbaycan ile aramızda bir sorun yok. Bir tek sorun Ermenistan ile.. Ermenistan ile aranızı düzeltin diyorlar..Bunun açılımı; “ siz Ermenistan’ın isteklerini yerine getirin.”Peki, Bu istekler içindede Türkiye’nin zararına olacak şeyler var.Türkiye’nin Ermenilere soykırım yaptığı iddiası gibi. Burada önemli olan şu, onlar Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımıyorlar. Sovyetler birliğinden ayrılan bütün ülkelerle dostluk anlaşmaları yapıldığı halde Ermeniler Sevr’i tanıyıp Lozan’ı tanımadıkları için bu antlaşmayı imzalamadılar. Ve neticede Türkiye’de Ermenistan’la olan sınırını kapattı. Rusya’dan ayrılan tüm ülkelere eşit mesafedeydik, Ermeniler dâhil; fakat onlar böylesine bir Sevr sevdalısı oldukları için Türkiye sınırlarını kapatarak doğru bir tavır sergiledi. Ayrıca Azerilere yönelik bir takım emperyalist işgale varan hareketler yapmıştır. Burada önemli olan şu, Sayın Cumhurbaşkanımız bundan 10 yıl önce, Ermenilerin yapmış olduğu bu olaylarla ilgili bir açıklaması vardı. Birde bu gün yapmış olduğu bir açıklaması var. İki açıklama arasında ki fark AB ve Amerikanın Türkiye’ye olan baskısının açık işaretidir. İnsanlarda ki değişim ancak taleple olur. Bu taleplerde maalesef Avrupa’ya Amerika’ ya kendini endeksleyen hükümetimizin ve tabiî ki Sayın Cumhurbaşkanımızın onların taleplerine karşı duramadıklarının göstergesidir.

“Türkiye 1936 da olduğu gibi şahsiyetli Dış politikalar üretmelidir..”

Aynı şey Kafkaslarda da geçerli. Bakıyorsunuz Kafkaslarda 4-5 yıldan beri kadife .. Turuncu devrimler adı altında devrimler yapılıyor. Amerika’da kendine yakın hükümetleri iş başına getiriyor. Nitekim bu yakın hükümetlerden de rahatsız olan Rusya bir tavır ortaya koydu. Türkiye bu tavır ortaya koyulurken şahsiyetli bir dış politika üretememiştir.
Şahsiyetli Politika Nedir? Yıl 1936… Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet ama buna rağmen dengeleri çok iyi kullanarak bir Montrö sözleşmesini dünyaya kabul ettirmiştir. Boğazlarda ki bütün hakları Türkiye kendisi kullanmış ve yaptığı çok iyi diplomatik ataklarla, dünya ülkelerini ilgilendiren bir konuda tüm inisiyatifi eline almıştır. Kafkaslarla ilgili gelinen noktaya bakıyorsunuz ki sözleşmenin Türkiye’ye verdiği hakları bile Türkiye kullanmıyor. Neden kullanmıyor. Çünkü Amerika bizden taleplerde bulunuyor. Sözleşmede(Montrö) savaş halinde, barış halinde ve yakın savaş halinde, neler yapılacağı açık açık hükümler olmasına rağmen, belli tonajlar üzerindeki gemilerin geçişine kesinlikle izin verilmemesine rağmen hatta savaş gemilerinin geçişine Türkiye’nin inisiyatif kullanma hakkı çok açık belirtilmesine rağmen, Türkiye maalesef bir Gürcistan’dan farklı hareket edemedi. Bunun karşılığı olarak ta, Rusya’da Türkiye’den giden malları gümrükte bekleterek bizi ticaretten cezalandırmış oldu. Bu sıcak gelişmelerin daha da ileriye gitmemesi için Türkiye’nin uluslar arası antlaşmalardaki haklarını iyi kullanması ve herhangi birine hoş görünmek için değil adaletli olmak için bunları dürüstçe yapması gerektiğine inanıyorum..
Hamza Yasa: Sayın başkan, her ne kadar piyasalar Mahalli Genel Seçimlere henüz ısınmadıysa da- Seçimlere 6 ay gibi bir zaman kaldı. Belediye seçimleri hakkında ne düşünüyorsunuz. Partinizin bir adayı var mı? Varsa bu konuda ki çalışmalarınız hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
Ali Erhan Demirkıran: Belediye seçimleri yaklaşıyor. Bu yerel seçimlerle alakalı Saadet Partisi olarak bizler, 1 yıl önce genel merkezimizde start verdik. Buna göre; seçim karargâhları kurulup, bu seçilmede aday olacaklar kişiler, hangi kıstaslara göre seçilecekler ve biz bu seçimlerde neyi konuşacağız? Genel politikalarımız neler olacak. Bu konularla ilgili 1 yıl önce başlayan çalışmalarımızla bütün illerde 3 er kişilik komisyonlar oluşmasını sağladı. Yani şu anda Edirne de 3 kişilik bir üst komisyonumuz var. Adaylarımız kimler olacak, gerek başkan gerek il genel meclis üyeleri bunların tespiti için çalışıyorlar. Biz ayrıca 3 kişilik heyete yardımcı olması için ilçelerimizde de 3 er kişilik heyetler oluşturduk. Yetkileri onlara verdik. Böylece hem yerel politika üretmek hem de adaylarımızın tespit etmek istedik. Bir portvey oluşturalım dedik. Mesela Lalapaşa da seçilmek için 15 kişiye gerek varsa biz 50 kişilik bir portvey oluşturalım, bunlar arasından bu arkadaşlarımız seçsinler. Bu çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye çapından pek çok yerde belediye başkanlarımız açıklandı. Başta İstanbul olmak üzere. Tabi oralarda daha önceki alt yapıdan da istifade edildi. Bizlerinde biraz geç kalma sebebi, şartlar. AKP nin kapatılmasıyla ilgili bir takım beklentiler oluştu insanların üzerinde. Bizim de genel kongremize yaklaşık 1 buçuk 2 ay gibi bir süre var. Neticede bunlar bizim Edirne de biraz daha geç adım atmamıza neden oldu. Aslında bütün adaylarımızın ve söylemlerimizin kamuoyuna açıklanma zamanının geldiğini yazılardan takip ediyoruz. Gerek genel, gerek yerel yönetim. Neticede toplam yönetimi oluşturuyor. Yani belediyelerde görevlendirilecek insanlar konusunda ne gibi vasıflar gerekir. Doğru insanları nasıl bulacağız. Edirne nin bu doğru insanları seçmesine nasıl yardımcı olacağız. Bu konuda şunu söylemek istiyorum:

Halkımız kötünün iyisini seçip bizim dürüst ve çalışkan adaylarımızı göz ardı ediyorlar..

Her şeyden önce iyi bir idareci bir işi en iyi yapan adam değildir. Her işi en iyi yapan adam? Böyle bir adam yok. Bu gün bir göz anabilim dalı bile kendi içinde 12 ayrı alt bilim dalı oluşturmuş. Yani ben göz profesörüyüm diyen bir adamın bile, anlamadığı birçok göz rahatsızlığı var. Yani iyi bir idareci bir işi en iyi yapan adam değil ama işi en iyi yapan adamları bulan adamdır. Buna inanıyoruz. İyi iş yapabilen adamları toplayacak ve böylece iyi bir ekip oluşturacak. Bunlar onun eli ayağı olacak. Şimdi bizim Edirne de özellikle milli görüş partisi ve şu an ki saadet partisinin en önemli sıkıntısı şu:
İnsanlar diyor ki. Siz iyisiniz. Sizin gösterdiğiniz aday hakikaten pırıl pırıl. Sadece son seçimler değil ondan önceki seçimler de de aynı şeyi yaşadık. En küçük ilçemizden il merkezindeki adaylarımıza kadar bakıyoruz gerçekten sizin adaylarınızdan iyi aday yok. Bunu tarafsız insanlar söylüyor. Ama siz kazanamazsınız. Siz oy alamazsınız. E ne yapacaksınız? Biz kötünün iyisini seçeceğiz. Sizin iyi olduğunuzu biliyoruz ama biz bunu yapmak zorundayız çünkü siz kazanamazsınız. Adam bir kerede bize kotayı koydu.. Şimdiye kadar koydu da ne oldu? 1994 yılında bu kotayı bize koymayan, bizim adaylarımızı iyi değerlendiren iller, ilçeler Türkiye de çok ciddi bir sayıya ulaştı. Türkiye nüfusunun 2/3 nün yaşadığı yerlerde o zamanlar refah partisi belediyeleri göreve getirildi. Ve çok güzel hizmet yapıldı.
Belediyecilik çok kısıtlı bir alan zannediliyordu ama görüldü ki belediyecilik bütün yetkiler kullanıldığı zaman çok muazzam yetkileri olan bir alandır. İşte biz bu yüzden belediyeciliği çok önemsiyoruz. Edirne’nin en büyük sıkıntılarından bir tanesi hem kötünün iyisine razı olup, bizi göz ardı ediyorlar, hem de seçilen belediye başkanları veya yetkililerin, bütün müesseselerle dargın olmasına göz yumuyorlar. Bu gün belediyenin Üniversiteyle hiçbir irtibatı yok. Ticaret odasıyla sivil toplum örgütleriyle ne bileyim çok yakın olması gereken vakıflarla hiçbir alakası yok. Oysa Belediye Başkanları halkı temsil ediyor.Halk adına birlik ve beraberliği sağlamalı.. Belediye maalesef bu görevi yapmadı son dönemlerde. Tam tersi bu kurumlarla iş birliği yapmak yerine çatışmayı tercih ettiler. Neticede insanımızın çekmiş olduğu sıkıntılarda bir tarafı da bu oluyor. Mesela Edirne turizm şehridir diyoruz dimi? Belediyenin en önemli görevi özellikle ramazanda insanların

Secimler bir fırsat. Halkımız bu fırsatı Saadet kadrolarıyla değerlendirmelidir..

akın akın geldiği Edirne’de, insanlar gelmişken Selimiye’de Eski camii de 2 rekat namaz kılayım diyor.. Var mı Edirne’de rahatla girilebilecek bir tuvalet. Hadi tuvalete girdin diyelim. Nerede abdest alacaklar. İnanç turizmi diyorsun onlarda medet umuyorsun ama buraya gelen insan en basit ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetkililerden ciddi bir yatırım bir yardım göremiyor.. Komik bir şey duydum, 2 tane plastik kabin koymuşlar, tuvalet ihtiyacını karşılamak için. Ben o kabini gördüğüm zaman tiksindim içine girilemiyor. Edirne gibi her gün binlerce insanın geldiği bir şehre yakışır şey mi bu? Bunlarla günü kurtarmak yerine, Köklü kalıcı çözümler üretmek gerek.

Biz, yaşanabilir bir Türkiye olsun diyoruz. Yerel seçimlerde de bunun karşılığı yaşanabilir bir Edirne dir

Biz, yaşanabilir bir Türkiye olsun diyoruz. Yerel seçimlerde de bunun karşılığı yaşanabilir bir Edirne dir. Edirne de insanlar her gittiği yerde rahat ve huzur içinde olsun istiyoruz..Edirne’yi, merkez ve bölge belediyesi olarak düşünüyoruz..Çevre belediyelerle koordinasyon sağlayan ve iş birliği ile bölgemizin top yekun kalkınmasına yardımcı olacak bir organizasyonu sağlayacak güç olarak görüyoruz..
Hamza Yasa: Sayın Başkan, sizi bölgemizin sorunlarına en ince noktasına kadar vakıf ve sorunların çözümü ile ilgili hazırlıklı gördüm. Bize Başkan adayınızı açıklar mısınız?.
Ali Erhan Demirkıran: İlimizle ilgili aday tespit çalışmalarımız tespit aşamasına geldi. En kısa zaman içersinde Edirne kamuoyu ile paylaşacağız. Buradan sizin aracılığınızla tüm Edirne Kamuoyuna sesleniyorum. Kötünün iyisini seçmek yerine SADET Belediyeciliği tanışmayı seçerlerse Edirne’miz layık olduğu yaşanabilir şehir sıfatına en kısa zamanda kavuşacaktır..Çünkü biz Edirne’nin ve Edirnelilerin bütün problemlerini ve onların çözümlerini en iyi bilen ekibiz..BU vesile ile halkımızın Ramazan ayını kutluyorum..