32. Gün programında Gülen Hareketi’nin tartışıldığını ve bazı kişilerce bu hareketin ve anılan şahsın hararetle savunulduğunu izledim. Programa katılmaya beni de davet etmişlerdi.Ani yapılan bu davete gitmem ne yazık ki mümkün olmadı.Tartışılan önemli bir konuda düşüncelerimi açıklama fırsatını kaçırdığım için üzüldüğümü de belirtmek isterim.
Ancak,konu hakkındaki,düşüncelerimi en azından bu mütevazi köşede bir defa daha özet olarak sizlerle paylaşmayı düşündüm.
Kanaatimce;
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, özellikle son 10 yıldır meydana gelen bazı toplumsal değişimler ile sözüm ona siyasi,ticari ve kültürel faaliyetler, Gülen Hareketi’nin samimi bir inanç hareketi olmaktan öte,amaca ulaşmak için inançları çok ustaca istismar eden ve kullanan güdümlü bir hareket olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Bu ülkede tabandan,tepe noktasına doğru her kademeye ulaşmak üzere sabırla insan yetiştirmeyi ve bu insanları da etkin noktalara yerleştirmeyi esas alan uzun vadeli bir çalışma olduğuna dair ciddi endişeler bulunmaktadır.Geçmişte basında çıkan haberlerden anlaşıldığına göre,Askeri Okullara,Polis Okullarına dahi sızmaya çalışılması bu amacın önemli bir belirtisi olarak gözükmektedir.
Demokrasi ve kültürler arası diyalog gibi güzel söylemleri kendilerine maske yaparak Türkiye’de ve diğer Türk ya da Müslüman ülkelerde, esasen küresel güç odaklarına daha uygun zemin hazırlamaya çalışan ve düşündüğümüzden çok daha güçlü özel bir çalışma görüntüsü içersindedir.
Cumhuriyet’imizin laik kuruluş yapısını ve Ulus yaratma felsefesini bir türlü benimseyemeyenlerin,Millet değil yeniden Ümmet olma hayalini yaşayanların önünü açmaya gayret gösteren ve bu amaçlarını da son aşamaya kadar gizlemeye çalışan aldatmaca bir senaryo izlenimini vermektedir.
Her ne kadar aksi iddia edilse de, söylem ve eylemlerine bakıldığında öncelikli hedeflerinin;Üniter Devlet yapımız ve Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu kanaati her geçen gün biraz daha güçlenmektedir. Yandaş basının haber içerikleri ve bir psikolojik savaşı andıran dolaylı yöntemleri bu açıdanibret dolu ve dikkat çekicidir.
Bu amaçlarına ulaşabilmek için,sözüm ona yardım dernekleri vasıtası ile toplanan paralarla ve diğer kaynaklarla ,kendi eğitim kurumlarını,sermaye ve ticaret istemlerini, basın organlarını, sivil toplum örgütlerini ve kendi siyasetini yaratma yolunda mücadele ettikleri ve bu konuda da etkin ve yetkin bir seviyeye geldikleri gözlenmektedir.
Daha da tehlikelisi, artık kendilerini eleştiren ve hele mücadele etmeye yeltenenleri dolaylı yaklaşımlarla,maddi ve manevi açıdan ciddi zararlara sokacak güçte olduklarına dair kuşkular yaşanmaktadır.
Ne yazık ki ispat güç ve imkanından mahrum bir vatandaş olarak, endişe ve değerlendirmelerim doğrultusunda şunu ifade etmek isterim ki ; Bazı derneklere ait gündemdeki yolsuzluklar,ciddi ve çok boyutlu bir şekilde soruşturulduğu takdirde,bu Ülke’de inançların istismarı üzerinden oynanan tehlikeli ve organize bir oyunun tüm yönleri ile ortaya çıkarılması ihtimal dahilindedir.
Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi son söz olarak;Bu Ülke’de Demokrasi’ye yönelik tehditleri gerçekten ortadan kaldırmak ya da bazı siyasilerimizin deyişi ile gerçekten “Bağırsaklarımızı temizlemek” istiyorsak,bunu söyleyen yetkililerin Cumhuriyet’le hesaplaşmak üzere yola çıkanları da kim olursa olsun ortaya çıkarmaları ve hesap sorulmak üzere Adalet’in önüne koymaları beklenmektedir. Bağırsaklarımızı tam olarak temizlemek ancak bu samimi ve tarafsız yaklaşımla mümkün olacaktır.
Hukuk Devleti olmak ve Demokrasi’yi savunmak, bunu gerektirmektedir.