Târihî Trakya’nın kuzey bölgesi olan günümüz Bulgaristan’ın da yaşayan bir kısım Traklar ise, henüz oluşmakta bulunan Bulgar milletine katılacaklardır. Bulgar toplumu içinde kalıp da özünü koruyarak erimeyen Traklar, günümüzün Pomaklar’ıdırlar!.. Bu son bilgi, konuyu kendi çapımızda irdeleyip araştırdıktan sonra, bir başımıza vardığımız iddialı yargımız veyâ daha hafif deyimiyle kanaatimizidir. (Ancak… Bizden çok sonra, Sofya’da konunun görüşüldüğü Trakya konulu bir oturumda konuşan Hollandalı Prof. Mihail Kil de aynı tezi ortaya koymuş bulunmaktadır.)
Türkiye Trakya’sının bazı köşeleri Trakların gününde ne gibi isimler taşıyorlardı. Yazımızın üçüncü bölümünde konumuz böyle sürdürelim: Agrianes (Ergene), Agriovivario Enez/Gala gölü, Angitos (Bir ırmak), Apsintia (Saros kuzey kıyısı), Astika (Istranca), Bosphorus Thrake (İstanbul Boğazı), Caenofrurio (Silivri/Sinekli), Cynossema (Kilitbahir), Delcus (Terkos gölü), Delta (İstanbul yarımadası), Harpessus (Arda), Hebrus (Meriç), Hellespontos (Çanakkale Boğazı), Kardia (Gelibolu Bakla Burnu), Kontadestus (Karıştıran deresi), Koru (Koru dağı), Khersonnesos Thrake (Gelibolu yarımadası), Melas (Saros körfeziyle aynı yerdeki Kavak deresi), Merisos (Enez/ Çataltepe), Mesinia (Çorlu/Misinli), Perontikum (Kırklareli/ Beğendik), Pontus Eikseinos (Karadeniz), Probaton (Sinanköy), Propontis (Marmara denizi), Sarpedon (Enez güney-doğusu burun), Scyrmiadea (Istranca dağı kuzey yüzü), Tearus (Kaynarca veyâ Pınarhisar deresi), Tonzos (Tunca), Samothrake (Semâdirek adası).
Şimdi bunlardan bir kaçı için şunları diyelim. Gene hemen belirtelim ki, isimlerden bir kısmı Yunanlaşmış, bir kısmı dos-doğru Yunancadırlar. Bir Latinceyle bir de Latinceye yakın olan vardır.
Pontus Eukseinos Yunancadır; dost, konuksever ve mutlu deniz demektir! Karadeniz’ hepimizi biliyoruz; azgın, hırçın, kara bir su. Nice-nice canlar almış, canlar yakmış. Yunanlılar denizci bir ulus. Karadeniz kıyılarında da ticaret kolonileri var. Neredeyse denizden karaya çıkmıyorlar. Yunanlı, ulaşım için üstünde gezindiği Karadeniz’den belli ki korkuyor. Ona şirin görünmek istiyor, basbayağı dalkavukluk ediyor! Dost diyor, konuksever diyor! Diyor ki, Karadeniz etkilensin, Karadeniz ona dokunmasın!
Propontis gene Yunanca; ön deniz demek oluyor. Ege’den yola çıkıp Karadeniz’e gidecek Yunanlı için, Marmara ön deniz oluyor. Peki, Propontis bugün nasıl Marmara’ya dönmüştür? Şöyle: Propontis’in en büyük adası Prokonnesos adını taşıyor. Ada’da öteden beri mermer ocakları vardır. Mermer ise Yunanca marmarondur. Gün gelip de buralar Türkler’e geçince, Ada’ya da Deniz’e de Marmara diyorlar. Yâni, Yunan malzemesiyle Türk işçiliği bir isim doğuruyorlar!
Tearus deresiyse şu yönüyle ilgi çekicidir: Dere’nin yeri konusunda görüş birliği yoktur. Bâzıları, Bu’nun Vize deresi olduğunu öne sürerlerken, daha fazlası, Kaynarca’yla Pınarhisar derelerini uygun görmektedirler. Biz, bu yüzden Vize’yi bir yana koyuyoruz. Dere’ nin bir öyküsü var ki, işte bu yanıyla önem kazanıyor. Şöyle: İran İmp. I.Darius, asıl adıyla Dârâ, MÖ 513’te İskitler’e savaş açtığı sırasında buralardan geçmiştir. Bu Dere’nin kaynakları başında üç gün konaklayan Darius, târihe geçen şu sözlerini oraya diktirdiği bir taşa da yazdırmıştır: “İnsanların en güzel davranışlısı, en asil görünüşlüsü olan, İran’ın ve bütün kıtanın kralı Hystaspes oğlu Dara, bütün ırmakların en güzel akışı ve en asil görünüşüne sahip Tearus’un kaynağını, İskitlere’e açtığı seferde ziyaret etti.” Târih ve arkeoloji açısın dan önemi olan taş bugün için kayıptır. Taşın, onbeş-yirmi yıl önce bir Rus bilgini tarafından Vize dolayında arandığını bilmekteyiz.
Gelelim Semâdirek adasına. Burası, Ege’deki bir Trak adasıyken Yunanlılar’a geçmiştir. Onlar adaya Samosthrake demişlerdir. Yunanlılar, Sisam adasına Samos dedikleri için, bu adaya da Trakya Samos’u anlamında bunu diyorlar. Böylece aradan yüzyıllar geçiyor. Adayı, 1656’da ele geçiren Osmanlılar pratik ve çok mantıklı düşünüyorlar, Semâdirek diyorlar. Yâni semâ ve direk! 180 km2 alan üstünde 1600 metreye yükseliveren Ada, berrak havalarda Enez’den görülebildiği gibi, gerçekten de göğe yükselen doğal bir direğe benzemektedir. Ne kadar isâbet ve ne güzel bir yakıştırma!
Çanakkale Boğazı’nın antik çağdaki adı Hellespontos, Yunan denizi demektir. Yazı dizimizin başında, Traklar’ın Yunanlılar arasında eriyip-özümsendiklerini ifâde etmiştik. İşte örnek!.. Yunanlılar Boğaz’a el koydukları gibi, Deniz’inin adını bile kendilerine çevirecek kadar benimsiyorlar, kendilerine uyduruyorlar.