Vİ’den AGİ’ye

İçeriği Paylaş...

Ülke yararına olması su götürür bir kararla vergi iadesine veda ettik.
Yerine konduğu söylenense asgari geçim indirimi. Safsanız inanırsınız. Öz ve anlam açısından ikisi de birbirinden çok farklı. Anlatılıp, işaretlenen gibi değil. Bu yönde eleştiren bir Allah kuluna da rastlamadım. Kaçak güreşip görmezden gelen uyanıkların affına sığınarak kısaca ben değineyim.

CİN GİBİ ADAMIN SANAL KONTROL ORDUSU
Kim ne derse desin; vergi iadesinin doğumu tek amaçtan oldu. Vergi verme alışkanlığı olmayan iş adamlarımızı vergi kaçakçılığından vazgeçirmek. Bunun için de ülkemiz nüfusunun hemen hemen tamamı, çok düşük ücretle sanal vergi kontrol görevlisi olarak işe alındı. Yeni görevliler, her ayın belli bir gününde çalıştığı yere vereceği beyannameye eklediği fiş ve faturaların belli bir kısmını, yine o ay içinde ek gelir olarak cebe indirecekti. Düşünce gerçek bir cinlikti. Binlerce vergi denetçisinin yüksek maaşlar alsa da yapamayacağı bir görev, Özal akılcılığıyla halka çok ucuza yaptırıldı. İlk yılları hatırlayın. İnsanlar mevcut gelirlerine katkı sağlayacağını gördükleri andan itibaren her alışverişin fişini ister hâle geliverdiler. Bu durum; fiş, fatura bilmez bir toplum için inanılmaz bir çıkıştı. Sistem harika bir düzenle çalışıyor, yeni vergi kontrolörleri olayı otomatiğe bağlamış, “Fişimi ver, faturamı ver” takipçiliğiyle işyerlerinin hizada durmasını sağlıyordu.
Anlaşılan o ki; Özal sonrası iktidarların tümü, onun bu konularda gösterdiği öngörünün binde birine bile sahip değilmiş.

ETKİN, YETKİN VE DE SEÇKİN ZEVAT
Sonuçta kazançlı çıkan devlet oldu. Vergi iadesi; işverenlerin naylon fatura icadına rağmen toplanan vergileri arttırdı. Ülke gelirlerinin yükseliş nedeni oldu.
Olmasına oldu da, aması da çıkıverdi ortaya. İşleyen çarkın tatlı kazançlarını risk altına attığını gören bazı etkin, yetkin ve de seçkin zevat, dişlilerin arasına malum çomaklarını sokuverdi. Önce, bazı kalemler iade dışına atıldı. Sonra; geçen onca yıla, yaşanan onca yüksek enflasyona rağmen, vergi iade oranları fiş, fatura mücadelesi yapmayı utanılacak bir eylem haline sokacak düzeyde sabitlendi. Oranların düzeltilip kapsamın genişletilmesi beklenirken, “Halkımızın boşuna uğraşmasını önleyecek tedbirler” masalıyla ortadan kaldırıldı. Anlatılanlara göre, vergi iadesinden sağlanacakların çok daha fazlası maaşlara eklenip halka kıyak geçilecekti. Gazete ve televizyonlar bu masalın üstüne balık gibi atlayıverdiler. Kendi gelirleri yüksek seviyedeydi ya, rahatça dalgalarını geçebilirlerdi. Elde edilecek büyük kazancı anlata anlata bitiremediler. Sayfa sayfa listeler yayınlayıp açık oturumlarda tartıştılar. Oysa asıl nedenin, işverenlerin rahatlattırılması olduğunu açıkça söylemeliydiler. Vergi iadesinde fiş, fatura toplamanın kalkmasıyla vergi hırsızlarının ensesinin biraz daha kalınlaşacağını yazmalıydılar. Çünkü yaptıkları mesleğin gereği; patronu, kaçakçıyı ya da işçiyi kollamak değil, doğruyu dile getirmekti. Yapmadılar, yapamadılar.
Siyasilerimizden çok yakın bir zamanda şu sözlerin benzerlerini duymamız mümkün. “Vergi iadesini kaldırarak vergi tahsilâtını arttırdık.” İnsanın saç, baş yolası gelir duyunca.
İşte, vergi iadesinin konuş ve yok ediliş amaçlarının kısaltılmış öyküsü bu…

EN ALT DÜZEYDE YAŞAMAK İÇİN
Gelelim asgari geçim indirimine. Asgari geçim indirimi; “Yaşayabilmeleri için gerekli en alt geçim düzeyini sağlayacak kadar bir paranın mükelleflerin elde ettiği toplam gelirden düşülmesi suretiyle vergi dışı bırakılmasıdır.” Bir takım cahillerin söylediği gibi Türkiye’nin bilmediği, görmediği yeni bir uygulama değil. Tarifinden de anlaşıldığı gibi vergi iadesinin amaçlarıyla uzak, yakın hiçbir ilgisi yok. İnsanın, en düşük seviyede de olsa hayatını sürdürebilmesini hedefleyerek belli bir tutardan vergi kesilmemesini öngörür.

ÇİN ÇUBUĞUYLA İŞÇİYE, DİNOZOR KEPÇESİYLE PATRONA
Konunun can damarına yaklaştık.
Maliye Bakanı “Asgari geçim indirimi işçinin lehine” demiş. Sormak gerek, kaçının lehine. Asgari geçim indiriminden faydalanacakların sayısı; devlet daireleri ve bazı bankalarla Türkiye’de çok az sayıda bulunan, kurumsallaşmayı tamamlamış birkaç şirketin elemanından ibarettir. Geriye kalan milyonlarca işçi havasını alır. Cebine bir kuruş bile girmez. Kendisinin alması gereken paranın işverenin kasasına girdiğini görerek şaşırıp kalır. Çünkü Türk özel sektöründe maaşlar net konuşulur, net ödenir. Brüt maaşta oluşacak farksa işverenin ödeyeceği verginin azalmasından başka bir işe yaramaz. Bunu maliye bakanı da bilir, başbakan da… Çünkü ikisi de bugünkü kariyerlerine ticarethanelerden gelmiş vatandaşlarımızdır.
Şu kısmı örneklerle özetleyelim.
Vereceğim rakamlar hesaplanmış tam değerler değil. Diyelim ki net üç yüz elli YTL maaş alan bir işçi var. Bu işçinin normalde ödemesi gereken, ama net maaş sistemi nedeniyle işverenin üstlendiği gelir vergisi de altmış üç YTL. Yeni sistemde işçi yine üç yüz elli YTL alacak, işverenin o işçi için ödeyeceği rakamsa altmış üç YTL’den kırk beş YTL’ye düşecektir.
Olay şimdi daha netleşti değil mi? Türkiye gerçekleri göz önüne alındığında asgari geçim indirimi çok az sayıda işçiyle çok sayıda işverenin yararlanacağı bir sistemdir. İnsanların elinden vergi iadesinin sağladığı üç kuruş da uçuruluverdi bir anda. Üstelik, iki bin yedi yılında uygulamanın nasıl olacağı hakkında hiçbir karar alınmadan.

BİR FİKRİNİZ OLSUN DİYE
Bir fikir edinilmesi için İngiltere’yle ilgili bir örnek vereyim. Vücutça sakatlığı olmayan, öğrenimini tamamlamış, yaşı genç ve bekâr birinin asgari geçim indirimi yaklaşık beş bin pound. Bu indirim; yaş ve sakatlık durumuna göre bu rakamın iki katını da aşabilirmiş. Bir de bizde reklam yapılan rakama bakın. Asgari ücretin brütünün yarısı. Onlar da insan, biz de…
Onların başbakanı, halkı refah içindeyken tarifeli uçak seferleriyle devletler arası resmi geziye çıkar. Bizimkiyse halk sefalet içindeyken özel uçak ve helikopterle…

YOLUN DOĞRUSU
İşin doğruya yakınını ben söyleyeyim.
Vergi iadesinin cazip oranlarla devam ettirilmesi ülke maliyesinin yararına. Asgari geçim indirimini işveren değil işçilerin yararlanacağı bir düzende hazırlamak, özel geçim indirimleriyle süslemek, ek indirimlerle de taçlandırmak gerek.
Yani; evli, çocuklu olma gibi aile durumuna göre asgari geçim indirimini hesaplamak, belli yaş gruplarına göre hazırlanmış özel geçim indirimleriyle bunu desteklemek ve mükelleflerin bedensel sakatlıkları oranında bir ek indirim daha uygulamak, büyük kentlerle daha küçük yerlerdeki fiyat farklarını da göz ardı etmemek gerekir. Evliyle bekârın, çocukluyla çocuksuzun, yaşlıyla gencin, öğrenim görenle görmeyenin, uzuvları normal çalışanla çalışmayanın yaşayabilmek için elde etmesi gereken gelirleri arasında çok büyük farklar vardır.
Az önce neden “İşin doğruya yakınını ben söyleyeyim” dedim biliyor musunuz? Çünkü herhangi bir ülkede, her an daha doğrusunun uygulanmakta olduğunu duymamız mümkün de ondan…
Hadi biz görevimiz olmadığı hâlde bazı şeyleri görüp, duyuyor, yanlış olanların düzeltilmesi için kendi çapımızda bir şeyler yapıyoruz. Görevin asıl sahibi iktidarlarla iktidar olma heveslilerinin de bir şeyler yapması gerekmez mi? Onların ilk görevlerinden biri, vatan evlatlarının yaşam seviyesini yükseltmektir. Halkın ve devletin kazancını üstlerine geçirerek aldıkları, tırtıklama yat, kat, oto ve uçaklarında arsızca purolarını püfleten vergi hırsızlarının değil. İktidar olanaklarını kullanarak kendilerinin ve yakınlarının hayatlarını garanti altına almak, ülkenin gerçek sahibi halkıysa psikosomatik etkileşimli hastalıklara itelemek değil!

Günay Tulun

İlk Yayınlandığı Yerler
Yazarlar ve Ozanlar
Türk Edebiyatı
Kent Haber

İlk Yayın Tarihi
12.2.2007