Türklerin Angie’si

Angela Merkel’in başbakanlığında kurulan Almanya’daki yeni koalisyon hükümetinin Türkiye’ye yönelik çok ilginç bir politikası olacaktır. Almanya’nın ilk kadın başbakanı olarak Merkel tarih yazmaktadır ve Türkiye onunla daha önceki Alman hükümetlerine karşı izlediği politikadan daha değişik bir politika izlemelidir.
İlk olarak, Merkel Türkiye’yi öğrenmektedir ve Türk-Alman ilişkileri çok derin ve yoğundur. Geçen yıl Türkiye’yi ziyaretinde Merkel sadece bir muhalefet lideriydi ve bu onun Türkiye ve Türk halkı ile olan ilk temasıydı. Merkel’in Türkiye’ye AB içinde imtiyazlı ortaklık verilsin şeklindeki önerisi AKP hükümeti tarafından reddedilmişti, hiç şüphesiz Türklerin onun ilk ziyareti ile ilgili olumlu izlenimleri yoktur. Ancak, gelecek yıl Türk hükümetinin daveti ile Türkiye’ye geldiği zaman –Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Merkel’in daveti kabul ettiğini basına duyurdu- Merkel farklı bir kapasitede olacaktır. Merkel tabi ki fikrini ve imtiyazlı ortaklık opsiyonu ile ilgili retoriğini değiştirmeyecektir. Alman Hıristiyan Demokrat İttifakı (CDU/CSU) Türkiye’nin AB’ye yakından bağlanmasını istemektedir ve hatta koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) müzakerelerin üyelik için kesin bir tarihin verilmediği açık uçlu olması noktasına gelmiştir.
Selef başbakan Gerhard Schröder, başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile çok yakın kişisel ilişki geliştirmişti ve Türk kamuoyundan çok büyük bir saygı görmekteydi. Son 3 yılda Türk-Alman ilişkileri sürekli ve güvenilir bir tarzda gelişmekteydi ve 80’ler ve 90’lar ile karşılaştırıldığında çok büyük farklar oluşmamıştı. Hem Schröder hem de dışişleri Bakanı Joschka Fischer Türkiye’nin sadece bir ticari ortak değil aynı zamanda jeostratejik bir ortak olduğunu anlamışlardı ve Türkiye ve Almanya arasındaki özel ilişki güçlü bağlar oluşturmuştu.
Almanya, Türkiye için en önemli AB ülkesidir ve öyle kalacaktır, hatta Merkel’in yönetiminde bile. Merkel şu anda Türkiye’yi farklı bir açıdan görmektedir, Alman ulusal çıkarları onu buna zorlamaktadır. Hiç kimse onun siyasi duruşunu değiştirmesini henüz beklememektedir ancak Türkiye ile ilgilendikçe Türkiye ve Almanya’nın hem ikili seviyede hem de AB seviyesinde ortak bir anlayış geliştireceği beklenmelidir.
Schröder-Fischer koalisyonu da Türkiye’nin Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika insiyatifinde oynadığı siyasi ve iktisadi köprü rolünü anlamıştı. Almanya Türkiye’ye silah satışı konusundaki politikasını değiştirdi ve Leopar 2 tanklarının Türkiye’ye satışı buzların eridiğini göstermektedir. Merkel hükümeti zamanında daha yakın ortak pozisyonlar geliştirilecektir ve Türkiye’ye silah ve teknoloji ihracı daha kolay olacaktır çünkü daha önce Yeşiller, Fischer’e rağmen buna karşı çıkıyordu. Merkel’in elleri bağlı değildir. Teknoloji transferi diğer bir önemli konudur ve Türk-Alman ilişkileri yeni hükümet zamanında daha da gelişecektir.
Gül’ün geçen hafta yaptığı Berlin ziyareti kesinlikle ikili ilişkiler bakımından çok olumludur. Zaman sıkıntısı yaşamasına rağmen Merkel dışişleri bakanı Abdullah Gül’e 45 dakika ayırmıştır, bu da Merkel’in Türkiye hakkındaki algılamalarında oluşan ilk değişikliği gösterir. Türk hükümeti ideolojik olarak CDU/CSU’ya daha yakındır ve yarından sonra birbirlerini daha iyi tanıyacaklardır. Muhafazakar değerler ve türban meselesi ile ilgili bazı farklı yorumlar olacaktır. Ancak, Merkel ve Erdoğan’ın iki ülke ilişkilerini ileri taşıyacak diğer bir iyi ikili olacakları beklenmelidir.
Merkel’in Hıristiyan Demokratları da Türkiye’nin iç politikası konusunda çok eleştireldir ve insan hakları meselesinde çok hassastırlar. Kürt meselesinde daha tarafsız bir tavır takınmış olsalarda bu değişebilir. Kürt siyasi grupları aslında CDU/CSU’yu göz ardı etmişlerdi ve bütün kartlarını SPD ve Yeşillere oynamışlardı. Tarihsel olarak konuşmak gerekirse, Alman muhafazakarları çoğu zaman Türk politikalarına sempati ile bakmışlardır. Bunun şimdi nasıl değişeceği belirsizdir.
Türkiye’nin AB ile olan müzakere süreci devam edecektir ve bayan Merkel’in bu süreci Almanya ve AB’nin iyiliği için desteklemesi beklenmelidir. Merkel’in, bu sürece engel olmayacağım beyanı olumlu bir işarettir.
Almanya AB’nin motoru olarak kalacaktır ve Türk kamuoyu Berlin’in daha fazla rol oynamasını ve daha fazla sorumluluk almasını beklemektedir. Almanya’nın, dünyanın bir numaralı ticaret ülkesi olması ihracata bağlıdır ve Türkiye sadece iyi bir müşteri değil aynı zamanda iyi de bir ortaktır. Almanya’daki Türkler’in sayısı 2.5 milyon civarındadır ve bunların 600000’i Alman vatandaşıdır. Almanya’daki Türk iş topluluğu sadece Almanya’da değil Orta ve Doğu Avrupa’daki Alman şirketlerinde genişlemektedir. Almanya’da Alman olarak kalacak olan Türk kökenli üniversite öğrencilerinden bahsetmeye bile gerek yok.
Fransa’da olanlar Almanya’da olmaz çünkü bütün eleştirilere rağmen Almanya’daki Türkler her iki ülkedeki akademisyenlerin tahmin ettiklerinden daha çok Alman toplumu ile bütünleşmişlerdir. Türkler hala kendilerine misafir işçi olarak iş sağlayan ve Türkiye’nin gelişmesine katkıda bulunan Almanlara minnettardır. Son yıllarda 3 milyon Alman tatil için Türkiye’ye gelmiştir, bu da Türkiye’nin Alman turistler için cazibe merkezi olduğunu göstermektedir. İlişkilerimizin bu kadar sıkı, yoğun ve hala yapıcı olduğu başka bir Avrupa ülkesi yoktur. Türk bakış açısından bakacak olursak Almanya AB meseleleri için güvenilir bir ortak olarak kalacaktır ve eleştirel bütün beyanlara rağmen ilişkiler sağlam ve güçlü kalacaktır.
Yarın Merkel yeni sorumluluklarının farkına varacaktır. 12 yıl önce Türkler ilk kadın başbakanlarını görmüşlerdi, Tansu Çiller, bu, Türk tarihinde bir devrimdi. Şu anda Almanlar ilk kadın başbakanlarını gördüler. Türkler hem Merkel’i hem de Alman ulusunu tebrik etmektedir. Merkel de iki büyük ulus arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine katkıda bulunan bir kişi olarak ikili ilişkiler tarihine adını yazdıracaktır.
Bu, Alman tarihinde yeni bir bölümdür ve Türkler Almanlarla aynı hisleri paylaşmaktadırlar. Hiç şüphesiz Merkel gelecek yıl Türkiye’yi ziyaret ettiğinde Türk halkı tarafından hoş karşılanacaktır; Türklerin de Angie’si olacaktır.