Kabadayılar unutmayın, kabağın da bir sahibi var

Saygıdeğer okurlar:

Köklü kültürümüzde halk arasında asırlardır anlatılan ders ve öğütlerle dolu çok güzel hikayeler vardır.

Bu hikayelerin büyük bir kısmı,kendini yetiştirmiş ve kendinden önce diğer insanları düşünen ulu ve saygın kişilerin inanç dünyasındaki manevi güçleri ile ilgilidir.
Televizyon ve yazılı basında geçen üzücü olay ve çirkin söylemlerin sıkıntısı içerisinde düşünürken,Halkın arasında dolaşan bu tür hikayelerden bir tanesini sizlerle paylaşmak istedim.

İŞTE DERS DOLU BİR HİKAYE:

Vaktiyle bir derviş,uzun yaşamının sonunda nefisle mücadele erdeminin doruklarına ulaşır.Meşrebin adabınca artık bundan sonra her türlü süsten,gösterişten arınacak,varlıktan da vazgeçecektir.
Ancak iş sadece yamalı bir hırkaya razı olmaktan ibaret değildir.Her türlü görünür süslerden de arınması gerekmektedir.Saç,sakal,bıyık ne varsa hepsinden.
Derviş usule uymak için soluğu berberde alır ve vur usturayı berber efendi der.Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.Derviş aynada kendini seyretmekte ve geçmişini düşünmektedir.

Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır.Berber usturayı tam diğer yana vuracak iken,yağız mı yağız ,bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer.Berber koltuğunda oturan dervişin yanına yaklaşır,başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:

“Kalk bakalım KABAK,kalk da BİZ TIRAŞ olalım diye kükrer.”

Dervişlik bu ya …

Sövene dilsiz,vurana elsiz olmak gerek.Derviş de bu kaideyi bozmaz.Ses çıkarmaz,usulca kalkar yerinden.

Berber ise mahcup,fakat korkmuştur.Ses çıkaracak hali bile yoktur.Kabadayı koltuğa oturur,berber tıraşa başlar.

Küstah kabadayı bir tokatla yetinir mi hiç.Tıraş esnasında da dervişi aşağılamaya ve alay etmeye devam eder.

“KABAK aşağı, KABAK yukarı.”
Nihayet tıraş biter,kabadayı dükkandan çıkar.Henüz birkaç metre gitmiştir ki,gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.

Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalıverir.Az sonra iki atın arasında ki sivri çeki oku kabadayının karnına dalıverir.Kabadayı oracığa yığılır,kalır.

Ölmüştür.Görenler çığlığı basar.

Berber ise şaşkındır.Bir ölümlü manzaraya,bir de dervişe bakar ve dayanamaz sorar :

“ Ceza biraz ağır olmadı mı derviş efendi ? “

Derviş mahzun,hüzünlü ve düşünceli cevap verir.

“Vallahi ben gücenmedim ona.Hakkı mı da helal etmiştim. Gel gör ki bana ait gözüken O KABAĞIN DA BİR SAHİBİ VAR.BEN DEĞİL AMA,SANIRIM ESAS SAHİBİ GÜCENMİŞ OLMALI.”

EVET SAYGIDEĞER OKUYUCULAR HİKAYE BÖYLE…

Ne yazık ki,gerçek hayat da böyle…

Özellikle İnanç sömürüsü ile,ensemize,kafamıza vurup,ciğerimizi yakıp dalga geçen SAHTE KABADAYILAR, KABAĞIN DA BİR SAHİBİ OLDUĞUNU bir gün mutlak anlayacaklardır.

Eğer insan hakkı,hukuk ve adalet denen kavramları lafta değil,özde benimsiyorsak ve de gerçekten inançlı insanlar isek,şunu bilin ki ;

Bu kabağın gerçek sahibinin affetmeyeceği en önemli şeyin KİBİR ve KUL HAKKI YEMEK olduğunu unutanlar,hayatın bu gerçeğini bir gün gelecek mutlaka tadacaklardır.

Saygılarımla …