İsveç: Şimdiye Kadar, Çok Dostça

Türkler genelde Nordik ülkelere sadece sosyal demokrat geleneklerinden dolayı değil aynı zamanda dünyadaki diğer ülkelere nazaran daha az yolsuzluğa neden olan farklı etik ve siyasi tavırlarından dolayı hayrandırlar. Bu Nordik algılama Türkiye’nin AB ile olan müzakere süreci devam ettiği sürece daha da önem kazanacaktır. İsveç ve Finlandiya AB’ye katıldığından bu yana hem Türkiye hem de bu ülkeler karşılıklı bilgi eksikliğini hissetmektedirler. Türkler Türkiye’de her zaman saygı ile anılan Finlandiyalı Urho Kekkonen ve İsveçli Olof Palme gibi büyük Nordik siyasetçileri bilmektedirler. Şu anda Finlandiya bir sonraki AB dönem başkanlığını üstlenecektir ve genişleme süreci Finlandiyalı bir siyasetçi olan ve Türkiye’de iyi bilinen Olli Rehn’in elindedir. Hiç şüphesiz Türkiye Rehn ve ülkesi için büyük bir meydan okumadır. Ancak, İsveç siyaseti giderek daha fazla önem kazanmaktadır ve büyük bir değişim vardır. İsveç, 1980’ler ve 1990’larda insan hakları ve azınlık meselesinde Türkiye’ye karşı çok eleştireldi. Türk kamuoyu şimdiye kadar İsveç ve İsveçli siyasetçileri, Türk basınının son Dışişleri Bakanı Anna Lindh’i tanımlayışında gördüğümüz gibi, düşman olarak gördü. Fakat İsveç’in Türkiye’yi algılayışını 12 Eylül Askeri Darbesinden sonra İsveç’ten siyasi sığınma alan ve Türkiye’ye karşı siyasi olarak aktif olan Türk ve Kürt entelektüeller şekillendirdi. Hiç şüphesiz İsveç’teki siyasi sınıf ve kamuoyu Türkiye’ye karşı dostça değildir. Türkiye’ye yönelik eleştirilerin çoğu İsveç’ten gelmiştir ve hatta Türkiye’ye Nordik sosyal demokratik modeli getirmek isteyen eski Başbakanlardan Bülent Ecevit bile bazen en azından Türk basını tarafından PKK yanlısı olarak sunulan İsveç’in adil olmayan eleştirilerinden dolayı hayal kırıklığına uğramıştır. Türkiye ve İsveç arasındaki büyük farklara rağmen İsveç, Finlandiya ve Avusturya ile birlikte tarafsız ve bağlantısız ülkeler olarak 1995’te AB’ye katıldığından beri İsveç diğerleri gibi Türkiye politikasını değiştirdi. Bu demek değildir ki İsveç artık Türkiye’yi eleştirmedi, tam aksine yapıcı eleştiriler 2002 genel seçimlerine kadar devam etti. Bilinmektedir ki AKP iktidara geldiğinden beri İsveç, pozisyonunda önemli bir değişikliğe gitmiştir. Bunun nedeni AKP hükümetinin değişim için söz vermiş olması, AB işinin yeni bir boyut kazanması ve uygun bir insan hakları sicili için genelde Türkiye’deki reform süreci ve kanunlardaki değişikliklerdir. İsveç hükümetinin polis ve sivil toplum örgütlerinin eğitiminde büyük rol oynadığı bir gerçektir. Aynı zamanda İsveç ve Finlandiya Türkiye’nin AB ile üyelik müzakereleri için bir tarih almasında ve müzakerelere başlamasında etkili olmuşlardır. İsveç şu anda dost bir ülkedir ve gerçekten demokratik bir Türkiye istemektedir. İsveç, Kürt siyasetini değiştirmekte midir? Doğrudan değil ancak İsveç’te 10 yıl öncesinden farklı olarak artık Kürtler ve PKK’ya karşı sempati duyulmamaktadır. PKK ne kadar çok şiddet kullanır ve Türkiye’deki reform sürecini engellerse İsveç siyaseti o kadar çok Türkiye’nin tarafında yer alacaktır. İsveç entelektüelleri, siyasetçileri ve diplomatları artık Türkiye’ye farklı bir açıdan bakmaktadırlar ve iki ülke arasında artan bir siyasi diyalog vardır. TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın bu haftaki İsveç ziyareti önemlidir. Haziranda İsveç Kralı’nın Ankara ve İstanbul’a gelmesi beklenmektedir. Bu, bir İsveç kralının son 300 yıldaki ilk ziyareti olacak! Bu demektir ki her iki taraf da her alanda diyalogu artırmak istemektedir. Geçen yıl 450000’den fazla İsveçli turist Türkiye’yi ziyaret etti ve bu yıl aynı rakam beklenmektedir. Türkiye ne kadar çok siyasi ve iktisadi olarak istikrarlı olursa Türkiye’nin imajı o kadar çok gelişecektir. Türkiye’deki İsveç yatırımları da son yıllarda önemli ölçüde artış gösterdi. Ancak, iki ülke arasında Türk kökenli İsveç vatandaşları konusunda özellikle iyi eğitim görmüş olanların iş bulma konusunda yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle İsveç göçmenlerin çocuklarına çok şey sunmaktadır ve Almanya gibi bu iktisadi ve sosyal bütünleşme için iyi bir örnektir.

Türkiye’nin reform süreci İsveç’te olumlu karşılanmaktadır ve İsveç Türkiye’yi bu zor müzakere sürecinde desteklemektedir. AB içinde İsveç de Türkiye’nin demokratikleşme ve reform sürecini daha da hızlandırmasını beklemektedir ancak Türkiye’nin reform yorgunu olmakta olduğu konusunda bazı şüpheler ve endişeler de vardır. Ancak Brüksel’de İsveç “Türkiye destekçisi” ülkeler kategorisinde değerlendirilmektedir ve bu politika değişimini İsveçli entelektüeller ve siyasetçilerle konuştukça gözlemleyebiliriz.

Türkiye’nin yapması gereken İsveç ve Finlandiya’nın kendisini daha iyi anlamasını sağlamaktır ve Türkiye bu iki ülkenin kamuoylarını bilgilendirecek bir inisiyatif başlatmalıdır. Karikatür krizi iyi yönetilmiştir ve İsveç bunu takdir etmiştir. Türk hükümeti iki ülke arasında yeni diyalog yolları bulmayı amaçlayan öğrenci ve diğer gençlerin değişimi gibi bütün özel ve akademik inisiyatifleri desteklemelidir.

İlginç bir şekilde Türkiye aslında İsveç’teki kamuoyu tartışmalarının en önemli konularından biridir. Geçen ekimden sonra Türkiye orada bir iç mesele haline geldi ve siyasi İslam ve Orta Doğu’daki gelişmeler dikkatleri tekrar Türkiye’nin üzerine çekti.

İsveç’te Türkiye hakkında bir şeyler öğrenmek konusunda büyük bir açlık vardır ve Türkiye aslında bu konuda daha çok şey yapmalıdır. Türkiye’de de Nordik ülkeler hakkında bir şeyler öğrenmek konusunda artan bir ihtiyaç vardır. Türkiye’nin Roj-TV konusunda Danimarka ile yaşadığı anlaşmazlık iyi bir deneyim değildi. Şu anda Roj-TV İsveç’te kablolu yayındadır, bu da bir anlaşmazlığa dönüşebilir mi? Şimdi her iki taraf için de çatışma ve anlaşmazlık zamanı değil.

İsveç’in Türkiye’ye yönelik politikası hala eleştiri yüklüdür. Ancak bu eleştiriler aynı zamanda yapıcıdır da. Türkiye reform sürecine devam etmelidir ve Avrupa kamuoyunun sempatisini kazanmalıdır. Avrupa Gününün kutlandığı bu gün de Türkiye bu yolda devam etmelidir. İsveç onu desteklemektedir.