Sâniyede “şu-kadar” doğumla, çılgın bir tempoda artan dünyâ nüfusu yer yüzünü hızla doldurup, doğal kaynak-ları da aynı hızla yok-etmektedir. Diğer yandan, baş döndürücü bir biçimde gelişen teknolojiyle birlikte yürüyen endüstri dalları, dünyâ dengelerini bozup, bir de ortamı zehirliyorlar. Hem bunu, insanlığın mutluluğu adına üretimi artırmak ama cıyla yapıyorlar! Erozyon ve yangın benzeri âfetleri de ekleyince, ortaya çıkan tablo ufuklarımızı karartıyor. Bir bilinmeze doğru gidiyoruz. Hoş… Gidilen bu yön aslında pekâlâ biliniyor ama, “Büyük Sermâye”nin de bir bildiği olmalıdır!..
Yukarıki tablo karşısında kayıtsız kalamayan uygar dünyâ insanının bir kesimi, aralarında örgütlenerek duruma karşı tavır almış bulunuyorlar. Bu kesim, yılın bir gününü “Dünya Çevre Günü” kabûl ve ilân etmiştir ki, bugün işte o gün dür. Kendilerine kısaca “Çevreci” denilenlerin, bugün bâzı etkinlikleri olacaktır. Konuya insanlığın dikkatini çekmek iste-yeceklerdir. Seslerini pek duyuramayacak olabilirler. Hattâ komik duruma dahî düşebilirler. Ama her şeyin bir başı, bir il ki vardır. Birileri ortaya çıkıp duyarlık göstermeli ve öncü olmalıdırlar. Bugünün “Don Kişot”ları olan çevreciler, bu yanla-rıyla ve asıl îtibâriyle birer kahraman sayılmalıdırlar.
Çevre konusunu, yok-olmak ve kirlenmek diyerek ikiye ayırmak mümkündür. Dünyâ kaynaklarının yok-olması henüz gündeme geliyor. Burada ilk düşünülecek husus ormanlardır. Dünyanın akciğerleri ormanlar, kesiliyor veyâ yakılı yorlar. Bundan sonra tabiat genel olarak katlediliyor. Özellikle naylon ve plastik ve benzeriyle diğer kimyevî maddelerin bulunup kullanılmaya başlanmasıyla kirlilik de çok büyük bir boyut kazanmış bulunuyor. Kirlilik Bu konusunda, geçmiş-ten beri önlemler görülebilmiştir. Elimizde, Edirne için yazılıp Kânûnî tuğrasını taşıyan buna ilişkin bir belge bulunuyor. Belgemiz bir “Nişan-î Hümâyûn” olarak Edirne “Çöplük Subaşı sına” hitâbediyor. Osmanlı saray ağzıyla yazılmış ferma nı ilginç bulup, aynen aktarıyoruz. Biz, sözlük yardımıyla bu Osmanlıca anlatımı -bir ölçüde olsun- bugünkü dile çevire-bilirdik. Ancak, orijinal metnin dili o derecede ilgi çekici ki, bunu aynen aktarmayı yazının esprisine daha uygun bulduk. Yalnız 11. Md.nin son bölümünü çevirelim. Deniyor ki: Hayvan ölüleriyle çöpleri ortada bıraktırmayın. Bırakanları uyarın. Eğer söz dinlemezlerse, hayvan leşinin başını kesip, bundan sorumlu ve suçlu kişinin boynuna asarak onu teşhir edin! Biraz zor da olsa, karîneyle ve yaklaşık olarak metnin anlamına varılabilmektedir. Şöyle ki:
Nişan-ı Hümâyun yazula!.. Şimdüki hâlde, Dâr’üs-Saltanat’il-Âliyye ve’l-Hilâfet’is-Seniyye Mahrûse-i Edrine-Hû miyet an’il-Beliyye’nün mahâllât ve çarşularun ve sokaklarun görüb-gözedüb temüz eylemek çün, dârende-i misâl-i bi mi sâl ve râfi-i tevki-i ferhande-kâl Amr’ın maslahâtgüzarluğına i’timât olınmağın belde-i mezbûre subaşıluğına tâyin i-düb, işbu Yasaknâme-i Hümâyunumu virdüm. Ve buyırdum ki;
1. Çağırdub ve yasak ide!.. Min ba’d hiç ehad evi yörelerün ve dükkânlarun nâpak tutmayub mezbelelerü ve a’nın emsâlinden nesne vâki olmıya, olırsa gidereler!
2. Mezkûr subaşı, bu bâbda kemâl-i ihtimâm üzere olıb, çarşularda ve mahâllelerde dökülen mezbele kimün evü- ne ve havlusuna yakun olırsa a’nın döktiğü ma’lûm olıcak, pâk itdüre! “Biz itmedük” dirlerise, idenü bulı-vireler, a’nın ya sağu a’na ola!
3. Ve kârbansaraylarun mezbelelerün kârbansaracuya çıkarub, hâli yire iletdüre!
4. Ve hamamlarun çirgâbı yollaru mezbelelerile tutılmış ola! Kimün evüne ve havlusuna ve haremine yakun olırsa, ayırtlatduralar! “Biz itmedük” dirler ise, idenü bulıvireler,a’na pâk itdüre!
5. Ve çirgâb yolı üzerine kademgâh yapdurmıya! Yaparlarsa, şehür subaşısı ma’rifetiyle ref’ide! Şehür subaşısı dahî a’na bu babda mu’âvin ola!
6. Ve came-şuylarun ve kan alıcılarun kanlarun ve çirgâblarun târik-i âmma dökmekden tamâmen ve yasak idüb, hâli ve halvet iletdüre!
7. Ve yasak ide ki, arabacular sığırlarun na’lbend dükkânunda aleflemeyüb evvelden kanda alefler ise, gerü anda alef ide! Eğer zarûret olırsa, na’lbend dükkânlarunda aleflemelü, olırsa a’nlara pâk itdüre! Ve mezbeleden ve sığırlaru tersünden ve olırsa, hâricden ve hâli yirlere iletdüre!
8. Ve açık makberelerü yasak idüb-ördüre! Ve at ve it ve kedü ve a’nın emsâlü cife ve mekrûh olan nesnelerü, ma kâbir arasuna bırakmadan men’ide! İdenün hakkından gele!
9. Ve arabaculara yasak idüb, öküzlerü evlerü önünde ve havlularu dibünde kondırmayub bağlatmayalar! Mâ te-kaddemden kona-geldüklerü yire varub, anda bağlayalar ve anda konalar! Kona-geldüklerü yirde dahî gübreden ve mez beleden ne iderlerse, hâli mahâllere iledüb pâk ideler!
10. Ve hem onat veçhüle yasak ide ki, evlerde don (çamaşır) yudıklaru sabun suyun yol üstine saçmayalar ve dök- meyeler! Ve bu husûsı dahî men’idüb itdürmeyesün! İdenün hakkından gelüne!
11.Dahî onat veçhüle görüb-gözedüb cîfeden ve sâir mezbeleden pâk itdüre! Ve at ölüsin ve sâir davar cfesin halk incidüği yirde kodırtmaya! Gereğü gibü yasak idüb meneyleye! Her kim ki eslemeyüb temerrüd iderlerse ol cifenin başın kesüb, bırakan kimesnenün boynına takub, şehrü teşhür i-düb, men’ideler, esleme-yenü yazub-bildüre!
12.Ve kapu halkundan kimesne temerrüd itmeyüb ve yasağuma mâni olmayalar! Olırlarsa, Der gâh-ı Mu’allâma arz olına, hakkundan gelüne! Ve kadı ve şehür subaşısı mezkûra mu’âvin olıb, ihmâl itmeyeler! Şöyle bileler! Fî Safer 946 (Târih: 1539 Haziranı)