Canım çok sıkıldı mı mevsim yazsa kaçıp sığındığım üç beş yerden biriside bizim Saim’in çalıştığı pompa binasıdır. Meriç nehrinin kıyısında ilkbaharda kurdukları su pompalarının çalışmasından ve kullanmasından sorumlu olan Saim benden bile şişman vücuduna rağmen pire gibi çevik ve çalışkan bir insandır. Arkadaşları her ne kadar ona “ Takoz” Saim deseler de asla aldanmamak lazımdır! Hiç anlamadan en derin filozofu bile makaraya saracak kadar ince zekâsıyla bir anda sizi alıp başka âlemlere götürecek kadar gündemi ve dünyayı takip eder.
Yalnız kaldık mı ne yapar ne eder en güzel sofrasını hazırlar. Nereden bulur buluşturur mutlaka parmaklarımızı yiyecek kadar lezzetli balığını yedirir… Yemekler mükemmel hava temiz sohbet her telden olunca deymeyin benim keyfime. Her şey iyidir güzeldir de bizim Saim’in tek kötü huyu (çok kötü huyu vardır da onlar beni ilgilendirmez!) hocayla bir araya geldiler mi prafada hep bana karşı içten içten birlik tutarlar! İspatlamış değilim ama üçümüz bir araya gelmen önce sanki bir ittifak kuruyorlar. Arada bir aralarından sıyrılsam kavgaları hiç bitmiyor. Ta ki bir başka prafa oyununda beni yenene kadar sürüyor kayıkçı kavgaları…
En son gecen yıl bayramda bir araya geldiğimizde “hadi Hamza enişte hocada geldi bir dürüm prafa yapalım” deyince başladığımız oyunda arka arkaya üç mü desem beş mi desem bütün oyunlar bende kalınca oyun kâğıdını kahvenin duvarına asıp beni nasıl yendiklerini(!) kör kuyulara dahi bağıran Saim’i, Namı diğer “Takoz”u bu sefer yalnız yakaladım.
Ramazan bayramının arife gününden bir gün önce gittiğim Y.Karpuzlu’da T. Saim’in izinli olduğunu öğrenip hemen kahveye koştum. Hoşbeşten sonra biraz özlem giderip sohbet ettiğim Saim’e “Hadi bir oyun oynayalım” dedim. Biraz naz yaptıktan sonra hoca olmadığı için taş(okey) oynamaya karar verdik. Şans bu ya daha ilk el çift okey gösteren bizim Takoz kahvede de yaptığı şakalarla herkesi kırıp geçirdi. Biraz da benim gayretimle oynadığımız 10 oyundan hiç birini alamayınca önce bana sitem etti baktı ki olmuyor hep kötüye gidiyor ”ben şimdi geliyorum” deyip oyunu bırakıp gitti. Gidiş o gidiş bir daha ara ki Saim’i bulasın. Hocası olmayınca masadan kaçan Takoz Saim’i kahveci Şahin’e “bu anın tespitini yap “ diye hatırlatıp. Tespit de yaptırmayı ihmal etmedim.
Bu sevincimi tanıdığım herkesle paylaşmak istedim. Bayram sonrası çeltik çiftçilerinin içler acısı durumunu yazıp moralinizi bozmaktansa, duyduğum şark kurnazlıklarını sizlerle daha sonra paylaşmak üzere bir çok günlük yazan gibi ben de bayramda yaşadığım bir anımı sizlere yazmak istedim. Kim bilir belki bu yazıyla bu yıl ki köşe yazarı ödülü bile alırım! Ne dersiniz? Neyse siz şimdi Takoz Saim’i kahveden kaçırttığımı biliniz bu bana yeter.
Bakarsınız bundan sonraki yazımda “koruda hampaya çöreklenen particileri” yazarım. Ödeşmiş oluruz.