Bugünün Galipleri (DTP’li Siyasiler) Yarının Mağlupları mı Olacak?

Türkiye bir sonraki genel seçimlere yaklaştıkça daha fazla terörizm, korku, istikrarsızlık ve sivil kargaşa beklenmektedir. Aslında iktidardaki AKP hükümeti ülkeyi normal koşullar altında yönetme açısından en zor döneme girmektedir. O zaman bir kez daha anormal koşullar normal görünmektedir ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan herhangi bir hükümet için büyük bir meydan okuma olan beklenmeyen olayları idare etmeye çalışmaktadır. Şimdiye kadar başbakan dikkate değer bir güç göstermiştir ve beyanları kamuoyunun çoğunluğunu tatmin etmiştir. Ancak, Demokratik Toplum Partili (DTP) siyasilere ve PKK’lı teröristlere karşı gerçek mücadele gelecek aylarda yoğunlaşacaktır. Hükümetin üzerindeki baskılar hem parti içinde hem de kamuoyunda artacaktır. Ancak ilk kez Erdoğan’ın “Kasımpaşalı karakteri” ona yardım edebilir. Erdoğan’ın PKK ve onun siyasi kanadı ile masaya oturmaya karşı olan inandırıcı söylemleri ve kararlı duruşu onu milliyetçi gruplara sevdirecektir. Başbakan Erdoğan’a göre ülkesine ihanet eden katiller, değil müzakere edilmeyi konuşulmayı bile hakketmemektedir. Bu tip beyanlar gerilimi daha da artıracaktır ve cinayet ve suikastlar beklenmelidir. Hükümetin güçlü bir duruşu vardır ancak muhalefet Erdoğan’ı aslında DTP ve PKK ile görüşmek istemekle suçlamaktadır. Erdoğan’ın basın sözcüsü Akif Beki bunu daha sonra reddetmiştir. Şu anda doğru olan ne? Erdoğan aslında dolaylı yoldan PKK ile görüşmek amacıyla gizli bir şekilde DTP’li siyasilerle görüşmeyi mi düşünmektedir? Erdoğan bunu kamuoyu önünde reddetti ve DTP, hükümetin istediği gibi terörizmin her türlüsünü kınamadıkça ve PKK’yı terörist örgüt olarak tanımlamadıkça Erdoğan’dan bunu beklememeliyiz.

Erdoğan aslında çok zor bir durumdadır. Bu açıdan bakacak olursak, bu meseleyle sürekli meşgul olmasından dolayı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı makamı için aday olamayacağı siyasi bir gerçektir. Cumhurbaşkanı değil, başbakan terörizmle mücadeleden sorumludur. Erdoğan eğer Cumhurbaşkanı olmaya çalışırsa, bu konuyu bırakacaktır ve kamuoyu tarafından terörle mücadelede kararlılığını yitirmekle suçlanacaktır. DTP’nin asıl amacı görünen o ki Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına engel olmaktır. Bizim görüşümüze göre AKP eğer Erdoğan’ın liderliği devam ederse iktidarda kalabilecektir; herhangi bir ikinci adam partiyi bir arada tutmayı başaramaz.

Erdoğan’ın iki “dış politika uzmanı” (aslında ikisi de işadamı) Washington’da bir konferansta Erdoğan’ın neden ve nasıl ABD’ye dost kalmak istediği konusunda bir konuşma yaptılar. Hem Şaban Dişli hem de Cüneyd Zapsu cumartesi günü yaptıkları resmi açıklamada yanlış anlaşıldıklarını söylediler ve hafta sonu bütün gazetelerde yayınlandığı gibi Erdoğan’ın PKK ile masaya oturup müzakere edebileceğini söyledikleri yönündeki iddiaları reddettiler.

Birçok yazarın iddiasının aksine, ABD Erdoğan’ı gözden çıkarmamıştır. Tam aksine, ABD’nin Erdoğan’a her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Türk kamuoyu Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu bakmamaktadır ve ne kadar çok Türk askeri ve polisi PKK tarafından öldürülürse, Amerikan karşıtlığı o kadar çok artacaktır. Sadece “Kurtlar Vadisi Irak” filmi değil aynı zamanda kuzey Irak’taki Kürtlerin ABD’nin “doğal müttefiki” olması bunun nedenidir. İlginç olan şu ki, ABD’nin PKK lideri Öcalan’ı Türk hükümetine teslim ettiği gerçeğine rağmen DTP bile şu anda birçok siyasi partiye nazaran daha fazla Amerikan yanlısıdır. Görünen o ki Türkler şimdilik bunu unuttu.

ABD resmi olarak PKK ile görüştüğünü reddetti fakat Türk kamuoyu bunun tam tersine inanmaktadır. Bu gerçek bir sorundur. Türkiye’deki yaygın kanı Erdoğan’ın ABD yönetimine birçok söz verdiği ve şu anda bu sözleri yerine getirme zamanının geldiği yönündedir. Ancak, hem ABD hem de Avrupa Birliği PKK’yı resmi olarak terörist bir örgüt olarak tanımlamıştır. Bize göre, Erdoğan, politikalarını ABD’nin bu sefer Türkiye’ye yardım edeceği umudu ile ABD’ye daha yakın olma ve ABD ile daha yakın temas kurma yönünde değiştirmektedir. Bunu en iyi, iki çok sevgili “siyasi havarisini” Washington’a ABD yönetimine Türkiye’nin ABD’nin yardımına ihtiyacı olduğunu açıklamak için göndermesinden anlayabiliriz. Aslında, ABD’nin siyasi ve istihbari desteği olmadan Türkiye bölgeyi kontrol etmekte büyük güçlük çekebilir. Bu açıdan, ABD’nin Kürtleri ve Türkleri birbirlerine karşı kullanmak gibi ikili bir stratejisi vardır. Bu strateji küresel bir perspektiften bakarsak anlaşılabilir; ABD bütün kanal ve platformları açık tutmaktadır. Gelecek açıktır!

DTP’li siyasiler bu hafta daha önce hiç olmadığı kadar görüşleri ile ilgili cesur açıklamalar yapmışlardır. Bu, Başbakan Erdoğan’ı çok kızdırmıştır. Bir kez daha Erdoğan, DTP’li siyasilerin terörizmi kınayacaklarına ve PKK’yı dışlayacaklarına inanacak kadar saf olduğu için kendini istismar edilmiş ve ihanete uğramış hissetmektedir. Sonraki olaylar bu inancın aksini ispatlamıştır. Geçen hafta Diyarbakır valisi Efgan Ala neredeyse her gün gerek özel televizyonlar gerekse devlet televizyonunda görünerek son terörist faaliyetlerin nedenlerini açıklamış ve siyasi diplomasi yoluyla ülke çapında gerilimi azaltmaya çalışmıştır. Ancak, onun bu iyi niyetli çabaları yeterli değildir. O, televizyonlarda konuşurken, yeni PKK saldırıları bir çok ölüm ve maddi hasara neden olmaktaydı. Devlet, ülkenin güneydoğusunda terörizme karşı güçlü bir mücadele verirken, bölgenin ekonomisini desteklemede zayıftır. Ala’nın televizyonda söylediği gibi ülkenin güneydoğu ve doğusundaki iktisadi faaliyetlerin % 50’si devlet tarafından yürütülmektedir ve bölgeye yatırımı teşvik edecek yeterli siyasi ve iktisadi istikrar yoktur. En büyük kayba uğrayanlar Diyarbakır ili ve tabi ki bölgedeki masum halktır. Bölgede şu anda kazanan taraf yoktur ve gelecekte de kazanan bir taraf olmayacak gibi görünmektedir. Bölge açık bir yara olarak kalmaya devam edecektir ve DTP’li siyasiler beyanlarından dolayı “çatışmanın kaynağı” olmaya devam edeceklerdir. Aslında, yabancılarla konuşurken söylemlerinden dolayı revaçta olmaktadırlar. Neredeyse Türkiye’yi ziyaret eden her yabancı delegasyon çok yumuşak bir tarzda onlarla görüşmektedir. Kürtlerle ilgili güçlü görüşleri olan ve Kürtleri Türk hükümetine karşı koruyan yeterince AB’li siyasi vardır. Bu sefer mesele daha ciddidir ve Türk hükümeti demokratik kalmalıdır. Ne kadar çok PKK terörist saldırısı olursa Türkiye’nin siyasi geleceğinde o kadar az demokrasi olacaktır.

Ordunun bütün bu süreç boyunca soğukkanlılığını koruması ve hükümete kendi kararını vermesi için gerekli zamanı vermesi etkileyicidir. Türkiye, gelecek aylarda ülkede milliyetçi duyguları daha da artıracak olan bir kan gölü olmaya doğru gitmektedir.

DTP’li siyasiler aynı 1990’ların başlarında Leyla Zana ve arkadaşları Erdal İnönü zamanında Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) çatısı altında meclise girdiklerinde yaptıkları gibi ülkeyi savaş cephesine dönüştürerek tarih yazmaktadırlar. Şu anda Sosyal Demokratlar 14 yıl önceki aynı insanlar olsalar da DTP’li siyasilerle aynı ideoloji ve aynı dünyayı paylaşmamaktadırlar.

Erdoğan SHP ile aynı hataları yapma niyetinde değildir. Siyasi sağduyu DTP’nin davranışını reddetmektedir ve görünen o ki Türk kamuoyunun gözünde ayrılıkçı bir hareket ve ayrılıkçı siyasiler olarak kalmaya devam edeceklerdir. Başbakan Erdoğan onlarla herhangi bir görüşmenin kendisi için siyasi bir intihar olacağını bilmektedir. Bugün görünen o ki Diyarbakır ve doğu bölgelerdeki sivil kargaşanın tek galibi DTP’li siyasilerdir. Türkiye’yi yabancılara istikrarsız bir korku ülkesi olarak gösterme amaçlarına ulaşmışlardır. Onlar şimdilik kazanan taraftır ancak bazı deneyimli siyasilerin dediği gibi oyun daha bitmedi. Aslında oyun AKP hükümeti için daha yeni başlamıştır. Bu nedenle bugünün galipleri Türk demokrasisi ve kazanımları ile birlikte yarının mağlupları olabilirler.