Nejat GENCAN ile Röportaj

Paylaş

H.Y: sayın başkan siz bir dönem milletvekilliğimizi de yapmış tecrübeli politikacılarımızdansınız. CHP il başkanı olarak bugün ülkemizin içinden geçtiği süreçte dünyada ve ülkemizde gelişen olaylar hakkındaki fikirlerinizi bizle paylaşır mısınız? Kafkaslarda yaşanan olaylar, cumhurbaşkanımızın Ermenistan ziyareti, Almanya da davası görülmeye başlayan deniz feneri ile ilgili başbakanımız ve doğan medya grubu arasında yaşanan sürtüşmeler ve her gün gelen şehit haberleri ile ilgili genel bir değerlendirme yapabilirmisiniz.
N.G: öncelikle basın olarak sizlere saygı ve sevgiyle selamlıyor ve duyarlı davranışınızdan dolayı şahsınızda vatandaş gazetesini kutluyorum. Ülkemizin 3 önemli sorunu var. Bunlar; Terör, Yolsuzluk ve Yoksulluktur. Müsaade ederseniz sorunuzu bu üç ana noktayı açarak cevaplamak istiyorum..
Maalesef terör bilindiği gibi her gün canımızı yakan ve son iki ay içinde yine gündemimizi işgal etmeye başlayan bir hadise olarak ortada duruyor. Öncelikle terörün askeri tedbirlerle veya güvenlik tedbirleriyle çözülmeyeceğini herkesin anlaması lazım. Terör sadece hükümetin değil topyekûn Türk halkının meselesi olup iktidarı, muhalefeti, sivil toplum örgütleri hep birlikte el ele verip hareket ederek çözüm aranması gereken bir sorundur. Terörün kökünü kazımış olsanız da terör kaynağındaki bazı sosyal, sosyolojik ve ekonomik sorunları çözmezseniz yani bataklığı kurutmazsanız tekrar tekrar kanayan yaramız olmaya devam edecektir. CHP si olarak 30 yıl önce söylediklerimizin bu gün hala geçerli olmasından büyük üzüntü duyuyoruz. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen terörle yaşar hale gelmemizin üzüntüsü içersindeyiz. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Sadece terörü lanetleyerek bir yere gelmemiz mümkün değildir. Az öncede söylediğim gibi milletçe topyekûn bu işi sosyal, sosyolojik, ekonomik boyutlarıyla masaya yatırıp bu işe artık bir son vermeliyiz. Bir çözüm üretmeliyiz. Bu artık sadece hükümetin meselesi olmaktan çıkmış, ülke meselesi haline gelmiştir. Terör Üniter devlet yapımızı zorlayan bir noktaya gelmeden bu çözümleri üretmeliyiz.
Eğitim eksikliği ve işsizlik terörü besliyor!
Genelkurmay başkanın tespit ettiği gibi Diyarbakır da nüfusun %60 ı 14–24 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Bu demografik yapı bölgenin diğer şehirlerinde de aşağı yukarı aynıdır. Yani o bölgede okula, işe muhtaç gençler vardır ve bölgesel tedbirlerle bu ihtiyaçların karşılayacak hamleler artırılmalıdır. Aksi halde sadece askeri ve güvenlik tedbirleri alınacak mücadele devam ederse terör izini yok ettim dediğiniz noktada bu gün olduğu gibi, 30 yıldır olduğu gibi yine hortlayacaktır.
Ülkenin ikinci önemli meselesi bir türlü son bulmayan yolsuzluklardır.
Son bir ay içersinde ülkemizde yaşanan olaylarda ortaya çıkan ve hepsinde hükümete yakın insanların adı geçen yolsuzluklar milletimizi canından bezdirmiştir. Başbakanımızın iktidara gelirken söylediği sözlerle devam etmek istiyorum. “ biz gelirsek yolsuzluğu da yoksulluğu da yok edeceğiz.” Dediler. Şimdi dönüp bu güne gelelim. Yolsuzluğu da yoksulluğu da bırakın yok etmeyi, art arda patlayan yolsuzluk haberlerin de, hep AKP li isimler ön plana çıkıyor. Yoksulluk konusun da AKP ikinciye iktidara geldiği 2007 yılında işsizlik oranı %11ler deydi; işsizlik rakamları bu gün hala aynı yerler de devam etmektedir. Bunlar devletin resmi rakamlarıdır. Bu güne kadar işsizliğe çare olacak gayretler içinde olmadıklarını da he birlikte yaşayarak görüyoruz. İstihdamı sağlamadığınız süre içersinde yoksulluğa çare bulamazsınız. AKP den Köylü memnun değil. Esnaf memnun değil. İşçi memnun değil hatta bölgemizdeki sanayici memnun değil. Ama hükümetin çizmiş olduğu bu pembe tablo nerden ve ne şekilde olduğumuzu da bir türlü vatandaşa anlatamıyoruz. Biz dile getirmemize rağmen de, hükümet bu konuda; bize verilen oy %47 dir., verilen oy çerçevesinde biz istediğimizi yaparız ve de hem ekonomiyi istediğimiz gibi yönlendiririz hem vatandaşın isteğine bile bakmadan istediğimiz şekilde hareket ederiz..Gibi bir anlayışla devam ediyorlar. Kısaca şöyle söyleyeyim. Bu ülkede yoksulluğu yok etmek yerine kendi yandaşlarını zengin etmek anlayışıyla, çiftçiği iyice yok ettiler!
Hiç çalışmadan sıcak yemek ve sağlık yardımı yapılarak yardım bekleyen bir toplum yaratıyorlar!
. Kentlerde sıcak aş dağıttıkları ve besledikleri bir toplum yarattılar. Benim söylemek istediğim bir şey değil ama utanarak ta olsa söylemek istiyorum, Edirne merkezde benim son 5-6 ya içinde aldığım bilgiler çerçevesinde sosyal yardımlaşmadan yardım olan vatandaş sayımız yeşil kart dahil 5000 civarıdır. Bu rakam Edirne ilimizin tamamında nüfusun yaklaşık 1/6 sı gibidir. Hem sosyal güvencesi olmayan hem işi olmayan hem de devletten sağlık güvencesi dâhil olmak kaydıyla yardım bekleyen bir topluluk yaratmaya başladılar. Bu da gösteriyor ki ülkedeki gelir dağılımının artışı toplum katmanlarına sağlıklı bir şekilde dağıtılmıyor. Buna yanıt olarak vermek istediğim bir rakam, Türkiye nin milli gelirinin %45 ini %5 lk dilim alıyor. Örnek vermemiz gerekirse.. Geçen yıl söylendi ülkenin gayri safi milli hâsılası 700 milyar dolar civarı. 700 milyar dolarlık bu gelirin %45 ini yani 300 milyar dolarını ülkedeki % 5 lik üst dilim alıyor. Diğer taraftan baktığımızda da geri kalan %55 lik dilimi de geri kalan %20 lik halk nüfus alıyor. Gelir adaletsizliğini tespiti açısından bunları söylüyorum. Yani geri kalanı yoksulluk ve açlık sınırında olan insanlar paylaşıyor. Bunlar resmi rakamlar.
Burada hükümetin görevi, gelir dağılımını adaletli bir şekilde dağıtmak. Bunu yaparken de soysal politikalarına ağırlık vermesi lazım. Ama söylemde neredeyse CHP den daha sosyal bir düşünceye sahip olduklarını söyleyen AKP nin de bu şekilde rakamlarla bir daha yüzleşmesi gerektiğini söylemek istiyorum. Bu rakamları çarpıtarak söylemek yerine bu rakamlara bakarak bu ülkedeki gelir dağılımını ve söyledikleri gibi kişi başına 11–12 bin dolar civarı milli gelirimizin olduğunu hayata geçirmelerini bekliyoruz. Her vatandaşımızın 11 bin dolarının olması bizi mutlu eder ama benim bölgemde gezdiğim zaman kırsaldaki Edirne nin %50 si tarımdan geçiniyor. Kente kini de sayalım. Tarımdan aldığı olmazsa kente geçinemeyecek duruma gelirler. Benim kırsaldaki insanlarımın gelir seviyesini hesapladığımda aylık ücret olarak askeri ücretin altında olduğunu tespit ettim. Bazı köylerimizde şunu söylüyorlar. Devlet benim elimdeki tarlamı traktörümü her şeyimi alsın bana sağlık güvencesi versin, geçinebileceğim kadar maaş bağlasın ben bu devletin adına çalışmaya razıyım, gibi söylemler içersindeler. Bunun tek nedeni köylünün üretemez, ürettiğini değerlendiremez hale gelmesi ve Gittikçe borçlanması ile bu borçlardan kurtulamamasıdır!
Köylü asgari ücret karşılığında tarlasından vazgeçme noktasına geldi!
Sayın başbakanımızın yolsuzluğun kan damarlarını kestik dedi. Ama maalesef hortumları kesip kendi tarafların bağladılar galiba. Bundan 15–20 gün önce grup başkan vekilimizin medyayla paylaştığı bir olayı vardı. En sonunda zannediyorum partinin genel başkan yardımcısı istifa etmek zorun da kaldı!. Ama hala daha bu konuda kendilerinin net bir söylemeleri yok.Bunun akabinde birkaç gündür gündemi yaratan CHP olmaya başladı. Bu da işin sevindirici tarafı. Hükümet artık gündem yaratmakta da sıkıntı çekiyor. Gündemi değiştirmek için Türkiye – Ermenistan maçı bir can simidiydi.
Ben bu ziyarete başka bir boyutta eleştirici yapacağım. Her ne hikmetse Cumhurbaşkanımızın yurt dışına gidişine Başbakan karar veriyor herhalde. Cumhurbaşkanın oraya gidip gitmeme konusundan önce Başbakanın, “Cumhurbaşkanın oraya gitmesinin iyi olacağı yönünde beyanatlar vermesi” beni bir daha düşündürdü. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye nin Cumhurbaşkanı mı yoksa AKP nin Cumhurbaşkanı mı şeklinde bir düşünceyi de vatandaşımızın kafasına sokmaya kimsenin hakkı yok diye düşünüyorum. Cumhurbaşkanlığı makamı yasama, yürütme ve yargı organlarından birinin ayağıdır. Yürütmeyle beraber çalışan bir kurum olmasına rağmen yürütmenin hiçbir zaman emrinde olan bir kurum değildir. Hiçbir zamanda bunlarla ortak hareket eden veya onların emriyle hareket eden bir görüntü sergilemesini de ben bir CHP il başkanı olarak içime sindiremiyorum. Bu ziyaret bile gündemi değiştirmeye yetmedi. Bir günlük gidişi gelişi maçıyla beraber birazcık değiştirdi ama gündeme esas yerleşen 2. bir yolsuzluk. Almanya da başlayıp Türkiye de devam eden ve çeşitli ülkelere sıçrayan bir yardım toplama ve bu bağış toplamadan sonrada bunu usulsüz, gayri yasal olan bir şekilde hem buradaki şirketlere hem de siyaseten kullanma amacıyla ülkeler arası nakil olayı var. 1,5-2 yıldır süren bir dava. Bunun öncesini söylemek gerekirse yimpaşıyla, kombasan ıyla hatta yargılanıp içeriye alınan Deniz Fenerinin de Başkanlığını yapmış bir Dursun Uyar var içeride. Ondan sonra onun yerine gelenlerde bunu sürdürmüş demek ki. Ve grup başkan vekilimizin de resmi evraklarla açıklamış olduğu ve sayın genel başkanımızın da geçen Pazar günü NTV de bu konuyla ilgili basın toplantısı yaptı. Ondan sonra bütün ulusal basında bu gündeme geldi. Ulusal basının bunu haber yapmasını sanki ulusal basın Başbakanı karalama kampanyasına başlamış gibi bir edayla kalkıp AKP ilçe kongrelerinde bir başbakanın medyayı tehdit eder gibi, suçlar gibi hatta bir hafta süre var size. Bu bir hafta sürede hizaya geldiniz, geldiniz, gelmezseniz ben gerekli açıklamaları yaparım, şeklindeki ifadesini ben hem bir Başbakana hem de bir partinin Genel Başkanına yakıştıramadım. Basın onun yanında olduğu zaman iyi, onun karşısında veya onu eleştirdiği zaman kötü olduğu şeklindeki gibi bir imajı çizmeye hatta Aydın Doğan ın dediği gibi, demokrasilerde bu şekilde bir söylem içerisine giren bir Başbakan ilk defa görüyorum. Diktatörlerin olduğu rejimlerde böyle konuşmalar olur. Şeklinde bir ifade. Ve Başbakanın konuşması da aynen buna yakışır bir ifade. Bu birazda AKP nin yerel seçimler aşamasında biraz öncede söylediğim gibi yolsuzluk konusunda yavaş, yavaş ortaya dökülecek olan belgelerin karşında ne gibi bir tavır takınacağının öncü bir göstergesidir.
Yaklaşan yerel seçimler için konuşuyorum. CHP de hiç kimse parti teşkilatının üstünde değildir!
Yaklaşan yerel seçimler için biz parti olarak yaklaşık bir aydır çalışmalar içersindeyiz. En son yaptığımız genişletilmiş bölge toplantımızda; Milletvekillerimiz, İl genel meçlisi üyelerimiz, belediye başkalarımız ve belediye meclis üyelerimiz ve parti il ve ilçe Teşkilatlarımızın katılımı sağlandı..Öncelikle şunu belirteyim ki; “ Edirne CHP de hiç kimse ama hiç kimse teşkilatın üzerinde değildir.” Kararımızı teyit ettik..Bu toplantıda il ve büyük ilçelerimiz için çalışma grupları kurduk. Bu çalışma grupları yaklaşan yerel seçimler için bölgelerinde yapacakları çalışmalarla partimizin en iyi koşullarda seçime girmesini sağlayacak alt yapıyı oluşturacaklar..
Yerel seçimlerde Partimizde hemen her bölgede aday adayı patlaması bekliyoruz. Tek aday üzerinde anlaşma sağlanamayan merkezlerde Parti içi demokrasiyi çalıştırıp adayların önüne sandığı koyacağız.
CHP si; bu seçimlerin önemini ve Vatandaşlarımızın beklentilerini en iyi şekilde analizini yapmış ve Edirnelilerin önüne hazır bir şekilde çıkmak için aralıksız çalışmalarını sürdürmektedir.Buradan aracılığınızla halkımıza seslenmek istiyorum..Yolsuzluklarında, yoksulluğun da çaresi CHP dir. Edirne’nin sorunları da, bu sorunların çözümleri de Üç (T) dedir.. Bunlar;Tarım..Ticaret…Truzim..dir. Bu alanlara yapılacak yatırım ve yönlendirmelerle Edirne ihya olacaktır. CHP bu hamleleri yapacak kadrolara ve birikime sahip tek partidir. Herkesi sevgi ve saygı ile selamlıyorum..