Var Olmak Üzerine

Paylaş

Gene medya haberleri. ABD’li bir illüzyonist İngiltere’de açlık rekoru kırmak peşindeymiş. Kendini camdan bir kutuya koydurup vinçle yukarı kaldırtmış. Böylece yalnız su içerek kırkdört gün yaşayıp rekor kıracakmış. Bizden biri de bir günde yedi kilo verip zayıflayarak gene rekor kıracakmış. Sonra her ikisi “Guinness”in rekorlarına katılacaklar, kitaba geçecelermiş. Adı böyle bir kitaba yazılmak, üstüne yeni rekorlar kırılmadıkça, bir bakıma kıyâmete kadar var olmakla eş değerdedir. İnsanoğlunun bilinç altını açığa çıkaran, bu kâbiden rekor haberlerini zamanzaman okumuş ve dinlemişizdir.

Guinness Rekorlar Kitabı… Günümüz dünyâsının pek çok ülkesinde yayımlanan bir kitabın adını anıyoruz. Pekiyi, nedir Guinnesss veyâ da kimdir?.. 1759 yılında, şimdiki Sebest İrlanda’nın henüz İngiliz sınırları içinde olduğu dönemde, Dublin’de yaşayan Arthur Guinness diye bir adam oğullarıyla birlikte bira işine soyunur. Başta sâdece bira yapan Guinness’ler, 1799’da belli bir bira üstüne özelleşir ve bunda uzmanlaşırlar: Sert, siyah ve köpüklü bir bira. Bu iş tutunca, Londra gibi merkezî, daha büyük ve dünyâya daha açık bir şehre taşınmak ihtiyacı duyarlar. Orada biraz daha gelişir, genişlerler. Guinness’in torunları elinde devam eden ve 1982 yılında halka açılan ortaklık, 1985’te İskoçya’nın Arthur Bell ve Sons PLC şirketini satın alarak viski de üretmeye başlar. İşleri iyi gidince burada da durmaz, yeniyeni yatırımlar yaparlar. Hâlen birayla viskinin yanında; ilâç, mühendislik, plastik, elence ve turizm sektörlerinde çalışan ortaklığın, Britanya dışında da fabrikaları vardır. Üretiklerini yüzyirmiden fazla ülkede piyasaya sürerler. Ortaklık, 1955’ te bir de kitap çıkamıştır. Kitabın komik ama gerçek amacı, birahanelerde açılan tartışmalara bir yön vemek, bu tartışmaları bir şekle kanalize edip sonuçlandırmaktır! Zamanla amacından sapıpuzaklaşan kitap herhâlde daha ilginç ve faydalı bir alana kaymıştır: Dünyânın en’lerini, yâni canlıcansız her alandaki rekorlarını yazmak, bu konuda bilgiler vermek. Pek çok dile çevrilen kitap, Milliyet Yayınları arasında ülkemizde de yayımlanmıştır. Kitabın her yeni baskısı, yeryüzünün canlıcansız nesne ve şeyleri üzerine kurulmuş olup noterlerce onaylnan rekorların yanında bâzı gariplikleri, kategorilerine ayırarak listeler hâlinde vermektedir. Bu kitap öylesine ilgi çekici ve aranan bir kaynak yayındır ki, dünyâ durup insanlar yaşadıkça deneyler ve rekorlar durmayacağı için süreceği anlaşılmaktadır.

İnsanlar, diğer hayvan ve bitkilerle her türlü canlılar gibi, var olmak üzerine programlanmışlardır. Bunun için önce yaşayacak ve sonra üreyeceklerdir. Bütün canlı varlıkların gen programlarında yemek yaşamak içinse, seks üremek içindir. Yaşayacak ve bugün var olacaklar, üreyecek ve geleceğe kalacaklardır. Yeryüzündeki varlığımız böylece sürüpgidecektir. Bizzat kendimiz değilse dahi, genlerimiz geleceğe kalacaklardır. İnsanın bilinçaltında yatan budur, diğer canlıların içgüdülerinde gene bu. Başka bir târifle programın temeli budur, hayatın gerçeği de bu. İnsan ve hayvan dünyâsında görülen yavruya yönelik istek, ilgi, sevgiyle onu korumak, yetiştirmek duygusu hep bundandır. Çünkü o yavrular, canlının gelecekteki devâmı olacaklardır.

Dünyânın her yerinde hayırsever bir takım insanlar çıkmıştır. Bunlar, akla gelebilecek her türden hayır ve yardımdan başka; hastâne, ibâdethâne, okul, üniversite gibi binâlar yaptımış, tesisler veyâ vakıflar kurmuşlardır. Ancak, bu gibi kişilerin her zaman bir de şartları olmutur: Buralara, kendileri veyâ anne, baba, eş, evlât gibi bir yakınlarının adlarının verilmesi. Ülkmizde, yaptıranlarının adıyla anılan bir kıyamet eski eser ve yenilerini hepimiz biliriz. Ad vermekte pekâlâ da haklıdırlar, kınayacağımız hiçbir yanları yoktur. Çünkü, onlar her şeyden önce birer insan, yaratıcı gücün programına uygun birer canlıdırlar. Ne kadar tevâzû sâhibi olsalar, inançları uyarınca sevap gibi mânevî değerlere sarılsalar da, onların bilinç altlarında, öldükten sonra anılmak, var olmak yatmaktadır.

Bilinçaltımızdaki geleceğe kalmak isteği, başka biçimlerde de ortaya çıkabilmektedir. Mahâllede yüzeyi şaplanmış beton kaldırımlar, sâhip çıkılmayan veyâ çıkılamayan duvarlar, gödesi kalın ve yazmaya uygun ağaçlar ve hattâ okullardaki sıraların üstleri… Buralarda bir takım yazı ve çiziler görülürler. Arkadaşlarına duydukları çocukça sevgilerini anlatanlar, spor kulüplerini öven veyâ yeren ler, hınzır bir espri, muzır bir söz, şimdilerde sıksık gördüğümüz imzâ benzeri figürler ve diğerleri… Bunların hepsi bir yana, bir de yalın olarak isimler vardır; sâdece çocukların isimleri veyâ isimleriyle birlikte soyadları… İşte bu çocuklar, unutulmayıpanılmak, her zaman var olmak istemektedirler. Kışlalar çevresindeki eski binalar, yıkıkdökük duvarlar, gene kalın gövdeli ağaçlar… Böyle yerlerde de çocuklarınkine benzer bir bilinçaltı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Görülenler, Fâruk Nâfiz Çamlıbel’in ünlü şiiri Han Duvarlarını hatırlatırlar: Falan yerden, fî târihinde doğmuş, falan tertip, filânca… Bunun anlamı basittir: Asker delikanlı da, bilinçaltının buyurduğu biçimde anılarak var olmak, geleceğe kalmak istemektedir.

Aynı hususta mezarları da örnek verebiliriz. Cenâze kültüründe, Hindistan’daki yakma gibi istisnâlar dışında, ölüler yeri belli bir mezara konulurlar. Şu da var ki, ölenin mezarını vekili olarak yaptırıp taşını yazdıranlar, onun bilinçaltına göre davranmaktadırlar. Dünyânın şurasında burasında tipik bâzı mezarlar vardır. Bunların en çarpıcıları Mısır’ın piramitleridirler. Firavunlar, mezarlarını bir de dünyâya geri dönmek umutlarını koruyarak yaptırmışlardır. Adını taşıyan bir mezarla, dünyâya geri dönmek umudu!?.

İnsanlar, kendilerini târihin ölümsüz isimleri arasına koyan bir çok faydalı girişim, görüş, îcat ve keşifler yanında, sırf anılsınlar diye nice saçmalıklar yapmışlardır ve hâlâ da yapmaktadırlar. Şimdi şu örneklere bakalım, insanoğlu neler yapıp da geleceğe kalmak istemiştir. (Spor alanındaki en’leri, yâni rekorları elbette ki bu saçmalıklardan ayrı tutmaktayız): En uzun tırnak, saç, sakal veyâ bıyıklara sâhip olarak yahut bunları en uzun süre kesmeyerek, bir defâ da en çok sayıda sigara içerek, bir oturuşta en çok bilmem ne içerek veyâ yiyerek, gözlerini yuvalarından çıkararak, dilini en uzun çıkararak, diş veyâ saçlarıyla en ağır taşıtları çekerek, en uzun süre uyumayarak, herhangi bir şeyin gereksiz biçimde en büyük veyâ küçüğünü yaparak, en uzun süre dans ederek, tek ayak üstünde en çok durarak, bir enstrümanı en uzun süre çalarak, burnu hattâ mîdesine bir şeyler sokup çıkararak,bir topu başı veyâ ayağıyla en çok sektirerek, en uzağa tükürerek!.. Bunları daha çoğaltmak mümkündür.

Ara sıra burada bir şeyler yazmaktayız. Daha önce, koop. başkanı olarak sekiz yılda yaptırdığımız Edirne Binevler Sitesi var. Yazılarımız ve Binevler Sitesi geleceğe kalacaklardır. Bunlarda da, acaba bizim bilinç altımız rol almış olabilir midir!?.