Fâtih’in Annesi Kim?..

Paylaş

Edirne’de doğmuş olmakla hemşehrimiz sayılmak gereken Fâtih Sultan Mehmet, geçen hafta iki yerel gazetede makâle konu su olmuştu. Birinci yazı Ayhan Tunca imzâlıydı. Fâtih adına Edirne’de bir heykel dikilmesine ilişkin makâlenin bir yerinde, Fâtih’in anne-sinin Mara adındaki bir Sırp kadını olduğu yazılmıştı. Bunu, şehiriçi midibüsünde yanında oturan ve kendisini TV’den tanıyan bir kişi söylemişti. Her hâlde, uğraşma değmez, demek istemişti! Bunun üzerine yazılan ikinci makâle ise, özellikle Edirne üzerine araştırma ve eserleriyle tanınan Oral Onur’a âitti. Oral Onur, Ayhan Tunca’nın aktardığı bilgiye îtiraz ediyor ve kendi doğrusunu yazıyordu. Özetle, Fâtih’in annesi diye İsfendiyar Beyi İbrâhim’in kızı Hatice Alime Hâtun’u gösteriyor, Bu’nun bir adı da Hümâ Hâtun’dur, diye ekliyordu.

Öncelikle şunu belirtelim ki, Ayhan Tunca’yla tanışık olmakla birlikte muhabbetimiz bulunmamaktadır. Ama bu, hasım veyâ rakip olduğumuz anlamına da gelmemelidir. Zâten, yollarımız da hiçbir konuda kesişmemektedir. Programına rastlarsak izleyebilir, ya-zısına rastlarsak da okuyabiliriz. Bunu böylece belirtmiş olalım. Oral Onur’a gelince… Kendisiyle, imkân oldukça buluşur, görüşür ve anlatırız. Edirne’ye ilişkin heyecan ve bâzı kaygılarını paylaşır veyâ takdirle karşılarız. Saydığımız bir dost, sevdiğimiz bir ağabeyimiz olur. Bunu da buraya ekleyelim.

Konuyu ayrıntıya boğup daha fazla uzatmadan, şimdi de kendi doğrumuzu yazalım. Ayhan Tunca’nın yazısıyla başlıyoruz. Mara veyâ Despina, zamânın Sırp kralı Jorj Brankoviç’in İrene Komnenus isimli karısından doğmuş kızıdır. Fâtih’in babası II. Murat’la 1435 yılında evlenmişlerdir. Fâtih, analığı Mara’yı, babası öldükten sonra uygun bir kişiyle evlendirmek istemişse de, kendisi bunu ka-bûl etmemiştir. Fatih’le Mara, bundan sonra gerçek bir ana-oğul gibi davranmışlardır. Çocuğu olmayan Mara, 1487 yılında Hıristiyan dininde ölmüş ve Strumica yakınındaki Komca Manastırına gömülmüştür. Mara, Fâtih’in kendisine saygısı ve aralarındaki iyi ilişkilerden olsa gerek, daha sonra onun annesi sanılmış veyâ öyle sayılmıştır.

Hatice veyâ Hatice Halîme Hâtun ise, Candaroğulları’ndan İsfendiyar Beyin oğlu II. İbrahim Beyin kızı olup, anne ve baba-sıyla Türktür. II. Murat’ la 1423 veyâ bir yıl sonra evlenmiş olmalıdır. Fâtih’in, Padişah olduktan sonra öldürttüğü kardeşi Ahmet, bu-nun oğludur. Fâtih bu analığını, İshak adındaki bir baba yakınıyla evlendirmiştir. Oral Onur’un yazısında, Halîme Hâtun’un 1432-1481 târihleri arasında yaşadığı yanlışlıkla yazılmıştır. Bu târihler, Halîme Hâtun’un değil Fatih’in kendisinin yaşadığı yıllardır. Halîme Hâtun, bilgi kaynaklarına göre çok daha uzun bir ömür sürmüştür.

Şimdi, gelelim Fâtih’in annesi Hümâ Hâtun’a. Hümâ Hâtun’un devşirilmeden önceki adının, Ester veyâ Stella olabileceği üze- rinde durulmaktadır. Kendisinin bir Fransız olduğu sanılır. Hümâ Hâtun’un Fâtih’in annesi olduğu, Bursa’da bulunan türbe kitâbesinde açıkça yazılı olduğu gibi, çok güçlü bir ispat aracı da vakfiyesidir. Hümâ’nın bıraktığı vakıfları gösteren belgedeki adı, Hümâ bint-i Ab-dullah’tır. Yâni, Abdullah’ın kızı Hümâ! Bu, ne demek mi oluyor? Açıklayalım: Osmanlı devrinde, ihtidâ edenlerin (sonradan İslâma gi-renlerin) baba adları ya bilinememiş veyâ dikkate alınmamıştır. Bunun yerine, bu gibi kişilerin adlarının arkalarına erkekse ibn-i Abdul-lah, kadınsa bint-i Abdullah yazılmıştır. Bu ise, Abdullah oğlu veyâ Abdullah kızı demektir. Abdullah yerine, seyrek de olsa Abdülmûin veyâ Abdüssamed dendiği dahî görülmüştür. Biz, şimdi tekrar Fâtih’in annesine dönelim. Konuyu yazan târihler, Hümâ Hâtun’un ancak Fâtih’e gebe kaldıktan sonra İslâma girebildiğini, bâzıları ise hiçbir zaman girmediğini yazmaktadırlar! Kendisi, İstanbul’un fethinden dört yıl önce Bursa’da ölmüştür. Yukarıda yazdığımız üzere, gene Bursa’ya ve daha sonra türbeye dönüşecek kabrine gömülmüştür.

Konuyu kendi açımızdan özetledikten sonra, görüş ayrılıklarının sebeplerini de açıklamaya çalışalım. Başta gelen sebep şudur ki, Osmanlı’nın harem hayâtı iyi bilinmemektedir. Harem, esâsen saklılık ve gizlilik ifade etmektedir. Durum böyle olunca da, kim kim-den doğdu, kim ne zaman doğdu? soruları zorlaşmaktadır. Bu konudaki yazıların hepsi, aslında bir takım kaynaklardan alınmışlardır. Rivâyet böyle muhtelif olunca, tıpkı hadislerdeki gibi, burada da sağlam, sağlıklı delil ve ispat araçları aranacaktır. Bu yazıda biz, fay-dalandığımız kaynakların (en çok da vakfiyenin) güvenilir ve şaşmaz belgeler olduğu kanaatindeyiz. İşte bu yüzden, doğrusu böyledir, diyebilmekteyiz!

Konu Fâtih’ten açılmışken biraz daha devâm edelim. Fâtih, Yavuz ve Kânûnî’yle birlikte Osmanlı pâdişahları içindeki üç büyü-ğün birincisi sayılır. Bâzılarına göre ise en büyüğüdür. Şurası bir gerçektir ki, Fâtih, dünyâ târihinde de büyük hükümdarlardandır. Her akımdan görüş sâhipleri bunu böyle kabûl etmişlerdir. Ancak, Fâtih’e en çok da İslâmcı çevreler sâhip çıkmaktadırlar. Bunu anlayabil-mek, doğrusu pek de mümkün değildir. Çünkü… Aynı Fâtih İslâm karşıtı bir çok eylemin de temsilcisi olarak, bu açıdan önder olup, çı-ğır açmıştır! Bu çerçevede; şarap içmiş ve resmini yaptırmıştır; kânunlar yapmış ve kardeş katlini kurumlaştırmış; nikâhsız yaşamaya öncülük etmiştir. Daha da önemlisi, Avnî mahlâsıyla yazıp dîvânında topladığı şiirlerine bile yansıyan sapık bedenî zaafları vardır. Bun-lar, İstanbul Fâtihi’nin artı değerleri yanında İslâm akâidine uymayan eksileridirler. Özellikle de sonuncusu!..

Fâtih Sultan Mehmet, böyle bir sayfalık yazıya sığacak kişi değildir. O’nun büyük ölçekte artı ve eksileri vardır. O’na ön yargı- larla yaklaşıp bir şeyleri zorla yakıştırarak doğru yerlere varılamaz. Her bakış açısında ve her konuda objektif olunmak lâzım gelir. Ob- jektif bir dille yazıldığı zamandır ki, gerçek bir Fâtih portresi ortaya çıkarılabilecektir. İşte o zaman, isteyen Fâtih’i sevecek, isteyen belki baş tâcı edecek, ama isteyen de mesâfeli duracaktır! Sonuç olarak, herkes bilerek ve bilinçle davranmış olacaktır.

Biz bu yazıya bir târih olayının, Fâtih’in annesinin kimliği tartışmasıyla girip-başladık. Sayfamızda yerimiz de kalınca devâm ettik. Asıl konu Fâtih’in annesiyken, kendi kimliğine yöneldik. Bir gerçeğin bilinmesi için bunu fırsat saydık. Ancak iftirâ etmedik!