Özgür Basın Adına Kültürel Savaş?

Paylaş

“Güvenlik Meselelerinin Davos’u” olarak bilinen 42. Münih Güvenlik Konferansı “Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri: Atlantik Ötesi Ortaklığın Onarımı” başlığı ile dün başladı. Aslında hem ABD hem de Avrupalıların ilişkilerini onarmak ve ortak sorun ve endişeler konusunda birlik olmak istediklerini gösteren birçok işaret vardı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in söylediği gibi herkes Avrupalının sesinin geçen yıla göre nasıl değiştiğini merak ediyordu, halbuki bayan Merkel’in konuşması İran konusunda ve Danimarka’nın İslam dünyası ile olan karikatür kavgası konusunda daha fazla eleştireldir. Beyanında Merkel, Almanya’nın basın özgürlüğünü desteklediğini ancak dini meselelerin kamuya açık tartışılması gerektiğini ve kamuoyunun kendi fikrini oluşturması gerektiğini söylemiştir. Gerçek şu ki, kriz gittikçe ciddi bir hal almaktadır ve AB ve İslami dünya arasındaki sorunlar olduğu gibi durmaktadır. Merkel İran’ı çok dürüst ve açık bir şekilde eleştirirken Tahran’ın İsrail devletinin varolma hakkını yadsımaması gerektiğini ve Almanya’nın açık bir şekilde İran’ın nükleer programına karşı olduğunu söylemiştir ve Amerikalılardan olduğu kadar Avrupalılardan da uzun bir alkış almıştır. Ancak, İran sadece devlet başkanı Mahmoud Ahmedinejad’tan oluşmadığı halde AB’nin İran’a neden arkasını döndüğü sorusu cevapsız kalmıştır. Merkel mükemmel bir Avrupalıdır, Almanya’nın olduğu kadar AB’nin de çıkarlarının farkındadır ve aslında Amerika’ya karşı çok dostça yaklaşmaktadır. Şüphesiz Almanya ABD’nin Avrupa’daki kilit müttefiklerinden biridir ve Almanya Avrupa-Amerika ilişkilerinin onarımına katkıda bulunabilecek ülkelerden biridir.

İran dışişleri bakan yardımcısı Abbas Araghchi’nin yanıtı çok zayıf ve savunmacı kalmıştır, Araghchi Avrupa ve Amerika’yı barışçı bir nükleer programları olduğu konusunda ikna etmeye çalışmaktadır ve Avrupalıları ve ABD’yi çifte standart uygulamakla suçlamaktadır. Evet, görünen o ki bu İran meselesinde bir çifte standart vardır. Bir kez daha görüyoruz ki Batı, İran’a güvenmemektedir. Ancak, Danimarka başbakanı Rasmussen’in Danimarka basınında Hz. Muhammed ile ilgili çıkan karikatür ile ilgili görüşü cevapsız kalmıştır ve bu, İslam dünyasına karşı adil bir davranış değildir. Sonuç olarak İslam dünyasından yükselen güçlü tepki bir sürpriz olmaktan çok beklenilen bir durumdur. İslam dünyası kendini küçük düşürülmüş hissetmektedir ve bazen bu bir siyasi çatışmaya dönüşebilir, medeniyetler çatışmasından söz etmeye bile gerek yok. Batı basını Müslümanların hassasiyetleri konusunda dikkatli davranmamaktadır ve birçok gözlemci Danimarka’nın bu hareketini basın özgürlüğü adına kültürel provokasyon olarak görmektedir. Uluslararası basındaki herkes Müslümanların hassasiyetlerini bilmektedir. Bu açıdan bakacak olursak Hz. Muhammed’i terörizmi destekleyen biri olarak göstermekte iyi niyet aranamaz. Aslında bu, daha uzun sürecek bir çatışmaya dönüşebilir ve Avrupa basınının daha dikkatli olması ve dünyadaki 1 milyardan fazla Müslüman’a saygısızlık edecek tarzda basın özgürlüğünü kullanmaması beklenmelidir. Her Müslüman potansiyel bir Osama Bin Laden değildir. Bu, İran’ın atom programından daha tehlikelidir.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de Avrupa’nın Amerika’ya yönelik pozisyon ve politikalarında yaptığı değişiklikten çok memnundur. Evet, İran her iki taraf için de birleştirici bir faktör oldu ancak ABD hala Irak’taki operasyonları için en yüksek bedeli ödeyen tek güçtür. Rumsfeld’e göre Irak El-Kaide ile mücadelede merkezi yerini korumaktadır. Ancak ABD aynı zamanda Irak’tan çıkmak istemektedir ve İran bu bölgede ABD için sert bir cevizdir. Rumsfeld’in küresel terörizmle savaşma konusundaki kararlılığı değişmemiştir ancak Danimarka’nın İslam alemine yönelik provokasyonundan memnun değildir. Şu anda sadece ABD değil aynı zamanda Avrupa’nın manzarası da çok kötüye doğru gitmektedir ve bu, Hıristiyan veya İslam dünyası için iyi bir işaret değildir. Rumsfeld’e göre ABD değerler ve demokrasi için mücadele etmeye devam edecektir ancak görünen o ki bu tip provokasyonlar bu mücadelenin başarısını engelleyecektir. İslam dünyasının liberalleri ve demokrasi destekçileri ülkelerinde kötü bir imaja sahip olmaktadırlar çünkü bu tip bir davranışı kendi toplumlarına açıklayamamaktadırlar. İslam dünyası, küçük düşürmenin bir politika yürütme tarzı olduğu demokrasi için değerlerini bırakmaya henüz hazır değildir. Şu anda ne olabilir? Hem Merkel hem de Rumsfeld ortak değerlerden bahsettiler ki bu iyi bir gelişme ancak Türkiye’nin başbakanı doğal olarak İslam dünyasının yanında yer alacaktır ve AB değerlerini eleştirecektir ve görünen o ki Türkiye’de AB’ye karşı daha fazla eleştirel ses çıkacaktır. Kopenhag siyasi değerlerinin gerçek anlamı farklıdır, o değerler daha çok kültürel ve dini değerlerdir. Bu sefer Danimarka siyaseti ve siyasetçileri ateş altındadır ve Danimarka İslam dünyasındaki imajını onarmalıdır. Eğer Danimarka başbakanı resmi bir özür dilemezse bu kolay olmayacaktır.

Rumsfeld Irak halkının özgürleştirilmesinden ve İran’ın bir gurup molla tarafından yönetildiğinden ve İranlıların da “özgürlük” beklediklerinden bahsetmiştir. Görünen o ki İran o kadar da kolay olmayacaktır. Amerika’nın İran’ın tesislerine saldırıp saldıramayacağı cevapsız kalmıştır. Gerçek şu ki, İran bir ay öncesine göre şu anda daha güçlüdür. Aslında, İran devlet başkanı İsrail’e karşı birçok kabul edilemez açıklamada bulunmuştur ancak Danimarka’nın provokasyonu Ahmedinejad’ın beyanlarından daha fazla öfke yaratmıştır. Bu durumda, Danimarka başbakanı Rasmussen’in İran devlet başkanından daha etkili olduğu görülmektedir. Bu, siyasetten çok siyasetçilerin çatışmasıdır.

Görülmektedir ki uluslararası politikasının genel atmosferi daha da gerilmektedir. Merkel ve Rumsfeld’in konuşmaları özünde AB ve ABD’nin bir araya geldiğini ancak bütün İslam dünyasını karşılarına aldıklarını göstermektedir. Rusya, Çin ve Hindistan’ın görüşlerini daha henüz dinlemedik. Onlar ikinci gün konuşacaklar. Ancak bir şey öğrendik ki o da Batı, düşünce ve felsefe olarak çok hızlı bir şekilde kendini doğudan ayırmaktadır. Zamanın ruhu işbirliği değil zıtlaşmadır. Bunun bedeli herkes için yüksek olacaktır ve özgür basının savaşları önleyip önleyemeyeceğini göreceğiz. Huntington haklı görünmektedir, en azından tarihin bu dönemi için.