EDİRNE WEB PORTALI
Ana Sayfa Haberler Dosyalar Yazılar Üyeler Anketler Forum
Arama :  
DUYURU : (28.12.2006 16:40:50) Sizler için hazırladığımız Edirne Web Araç Çubuğunu buraya tıklayarak bilgisayarınıza indirerek kurun. Online radyo dinleyin, Google ile gelişmiş aramalar yapın, güncel hava tahminlerini edinin. Yeni gelişmelerden haberdar olun. Sohbet edin, dostluklarınızı güçlendirin...
   
    ..:: Yazarlar ::..
    Istatistikler

 

Üyelik
Son Üye:ORHAN AFACAN

Site Hitleri
Bugün : 1752
Dün : 2445
Toplam : 16251294

 En Son Online 10 Üye
 REGAL
 zxzx
 Halisaga
 ORHAN AFACAN
 1
 Vesi
 Aycan Tulun
 busratekin
 KEMAHLI
 onlyfaust
 En AKTiF 10 Üye
 4.MURAT
 eylül
 jougernaought
 Editor
 efsane22
 leblebi
 aylin
 vet22
 ErkanGocuk
 Vesi

Web Bilgileriniz
Port:43104
İp'niz:54.198.28.114

 

    Milletvekillerimizden
    İletişim

 

 
 Haber
 
habereditor@edirne.web.tr 
 Makale
 
makaleditor@edirne.web.tr 
 Webmaster
 
webmaster@edirne.web.tr 
 Site Yöneticisi
 admin@edirne.web.tr
  MSN
 
msn@edirne.web.tr
 ICQ
 ICQ :43 48 82 90

 

    Destek

EDİRNE WEB PORTALI : Makaleler


[ Popüler Yazılar | Yeni Eklenenler | Yazı Gönder | İstatistikler ]

Basında Edirne » Tarihi Perspektif İçinde Batı Trakya... Edirne Web Portalı - www.Edirne.web.tr
   » Tarihi Perspektif İçinde Batı Trakya
GİRİŞ

Yunanistan 1829 yılında Osmanlı-Rus Savaşı sonunda bağımsızlığını kazandı. Bu tarihten itibaren de topraklarını genişletmek için yoğun çaba sarf etmeye başladı. Bu çaba önce Osmanlı Devleti ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile bir takım sorunlara neden oldu. Bu sorunlardan birisi, Batı Trakya ve bu topraklarda yaşayan Müslüman Türk halkına Yunanistan tarafından uygulanan sistematik eritme politikasıdır.

Bugün Yunanistan’ın sınırları içinde bulunan Batı Trakya, 1363 yılında I. Murat zamanında Evrenuz Bey tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. Bu toprakların fethinden itibaren bölgeye Anadolu’dan göçler başladı. Bu göçler devam ederken de Osmanlı yönetimi yerli nüfusu yabancılaştırmayacak, diğer bir deyişle asimile etmeyecek şekilde davranmıştır.

1363 yılında başlayan Batı Trakya’daki Osmanlı hakimiyeti, 1913 Balkan Savaşları sonuna kadar devam etmiş olmasına rağmen, bölgedeki asıl istikrarsızlıklar 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından hemen sonra başladı. Trakya, çeşitli devletlerin ve milletlerin ilgi alanı oldu.

1829 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığını almasıyla buradaki Müslüman Türkler ilk kez azınlık durumuna düştüler. Yunanistan’daki bu azınlığın hak ve hukukunu 3 Şubat 1830 tarihli Londra Protokolünün 5’inci maddesi ele almaktaydı. Buna göre, Yunan Hükümeti, aynen Osmanlı devleti gibi, genel af ilan edecek, kendisine karşı savaşmış olanların mal ve mülklerine dokunulmamasını sağlayacaktır. Yunanistan’da kalan topraklarda yaşayan Müslümanlardan yerlerinde kalmak isteyenler mülkiyetlerini koruyacaklar ve aileleri ile birlikte güvenlik içinde yaşayacaklardır.

Bununla birlikte, Yunanistan bağımsızlığını aldıktan sonra “megali idea” olarak adlandırılan büyük ülküsünü geliştirmek için faaliyete geçti. Bu ülkünün içine Batı Trakya da dahildi.

Türk-Yunan ilişkilerinde önemli bir rol oynayan Batı Trakya, doğuda Meriç Irmağından, batıda Mesta-Karasu (Nestos) Irmağına kadar uzanan bölgedir.

I-1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI SONUNDA BATI TRAKYA

XIX’uncu yüzyılda iç siyasi durumu gittikçe kötüleşen Osmanlı İmparatorluğuna karşı açılan ve “93 Harbi” adıyla da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı’nın geleceğini belirlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. “Trakya Meselesi” de bu savaş sonucunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile ilk kez ortaya çıktı. Batı Trakya, Doğu Trakya ile Batı Rumeli’yi birleştiren bir kara köprüsü sayıldığından Avrupa politikasının en büyük davalarından biri haline geldi.

Batı Trakya meselesi her ne kadar Ayastefanos Antlaşması ile ortaya çıkmışsa da mesele, bu antlaşmayı hükümsüz hale getiren 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması ile tekrar ele alındı.

1-Ayastefanos Antlaşmasında Batı Trakya

Çeşitli Balkan olayları ve Rusya’nın desteklediği “Panslavizm” akımı neticesinde ortaya çıkan Osmanlı-Rus Savaşı, Edirne’nin 20 Ocak 1878’de işgal edilmesi sonucu 31 Ocak 1878’de imzalanan Edirne Mütarekesi ile son buldu.

Rusların bir yandan İstanbul yakınlarında Çatalca’ya kadar sokulmuş olmaları, bir yandan da Erzurum’a kadar ilerlemeleri, Osmanlı İmparatorluğunu korkutarak, bu devleti Avrupa’nın büyük devletleri nezdinde anlaşma yapmaya zorladı. Bunun sonucunda, Rus Başkomutanlığı tarafından Antlaşmanın imza ve tanzim yeri olarak seçilen “İstanbul’un Kapısı” durumundaki Ayastefanos’ta yani bugünkü Yeşilköy’de 3 Mart 1878 tarihinde bir antlaşma imzalandı.

Bu antlaşma ile Batı Trakya’yı da içine alan büyük bir Bulgaristan Prensliği yaratılıyordu. Antlaşmanın 6, 7 ve 8’inci maddeleri doğrudan doğruya Trakya ile ilgilidir. Bu maddeleri özet olarak şöyle sıralayabiliriz:

1-Hıristiyan hükümeti ve milli askeri kuvveti bulunan, muhtar ve Osmanlı İmparatorluğu’na vergi bağı ile bağlı olan bir Bulgaristan kurulacaktır (md.6).

2-Bulgaristan Prensi, serbest bir şekilde halk tarafından seçilecek ve göreve atanması büyük devletlerin tavsiyesi ile Bab-ı Ali tarafından tasdik olunacaktır (md.7).

3-Bulgaristan’da artık Osmanlı askeri bulunmayacak ve milisler teşkil edilinceye kadar Rus orduları orada kalacaktır (md.8).

Bulgaristan Prensliğinin sınırları, 6’ncı maddede belirtilmiştir. Buna göre; Prensliğin sınırları, doğuda Midye ve Lüleburgaz’ın yanından geçerek İskeçe’yi, batıda ise Debre ve Ohri Gölünü içine alır. Gümülcine ile İskeçe arasındaki Karaağaç Körfezi ile Mesta-Karasu nehrinin ağzı arasındaki kıyılar da bu Prensliğe bırakıldığı için Bulgaristan Ege Denizine inmekte ve burada Kavala Limanına sahip olmaktadır.

2-Ayastefanos Antlaşmasına Tepkiler

Ayastefanos Antlaşması Avrupa’da büyük yankılar yarattı. Antlaşma, Avrupa’da Rusya’yı üstün duruma getirdiği için büyük tepkilere yol açtı. Büyük devletler tarafından özellikle Mayıs 1878’de Rus işgalini bahane ederek Kıbrıs’ı işgal eden İngiltere’den bu antlaşmayı yeniden gözden geçirme teklifi geldi. İngiltere ve Avusturya’yı karşısına almak istemeyen Rusya, Ayastefanos Antlaşmasını yeniden düzenleme fikrini kabul etmek zorunda kaldı.

Her ne kadar bu Antlaşmaya Avrupa’nın büyük devletleri tarafından tepki gelmişse de, en büyük tepki, batı Trakya Türk halkından geldi. 1877-1878 Savaşı sırasında 600 bin Türk, Bulgar ve Rus zulümlerinden kurtulmak için doğuya doğru göç etmek zorunda kalmışlardı. Bunlardan 100 bin kadarının Anadolu’ya, 150 bininin İstanbul’a, 150 bin kişilik bir grubun da Rodoplar ile Batı Trakya’ya sığındıkları gözlenmişti.

Rusların Ayastefanos Antlaşmasını Osmanlı Devleti’ne kabul ettirmesi, Bulgaristan’a bırakılan topraklarda yaşayan çoğu Türk olan milyonlarca insanın Bulgar ve Rus zulmüne terk edilmesi anlamına geliyordu. Bu durum, Türkler arasında büyük tepki yarattı ve Antlaşmanın imzalanmasından 40 gün sonra yani 12 Nisan 1878’de Rodoplarda ayaklanma başladı. Ayaklanma kısa sürede Balkan sıradağlarının güneyindeki bütün bölgelere yayıldı. Bu ayaklanmalar devem ederken Rumeli ileri gelenleri Bab-Ali nezdinde girişimlerde bulunarak Bulgar ve Ruslardan zulüm gördüklerini, mallarının yağma edildiğini, bunların sonucu olarak da göç etmek zorunda kaldıklarını bildirerek kendilerine bir yer temin edilmesini istediler. Ancak Osmanlı-Rus Savaşından yenik olarak çıkan Osmanlı Devleti’nin hiçbir şey yapamayacağını anlayan ayaklanma liderleri, 16 Mayıs 1878’de “Hükümet-i Muvakkate” mührünü taşıyan bir dilekçe yazarak birer nüshalarını 1856 Paris Antlaşmasını imzalamış olan İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya’nın İstanbul’daki büyük elçilerine gönderdiler. Böylece Batı Trakya’da ilk geçici Türk Hükümeti kurulmuş oluyordu.

3-Berlin Antlaşmasında Batı Trakya

Avrupa devletlerinin baskısı ve Rodoplarda çıkan ayaklanmalardan dolayı

Ayastefanos Antlaşmasını yeniden gözden geçirmek amacıyla 13 haziran 1878’de Berlin Kongresi toplandı. Almanya Başbakanı Bismarck’ın başkanlık ettiği Kongreye Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya katıldılar. Uzun müzakereler sonucu 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması 64 maddeden ibaret olup, 1 ila 22’nci maddeler arası Bulgaristan ve dolayısıyla Trakya ile ilgilidir. Bu hükümlerden en önemlileri özet olarak şu şekildedir:

1-Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğuna vergi bağı ile bağlı bir prenslik haline geliyor ve prensliğin Hıristiyan hükümeti ve milis kuvveti bulunuyordu (md.1).

2-Bulgar kamu hukuku şu esasları kapsayacaktır: Bulgaristan’da din ve mezhep farklılıkları, hiç kimse için siyasi ve medeni haklardan faydalanma ve kamu hizmetlerine kabul veya her hangi bir sanat ve meslek ifasında bir engel olarak ileri sürülmeyecek ve Bulgaristan´da yerliler ve yabancılar serbest bir şekilde ibadetlerini yerine getireceklerdir (md.5).

3-Balkan Dağlarının güneyinde, Doğu Rumeli olarak adlandırılan ve doğrudan doğruya Osmanlı İmparatorluğunun siyasi ve askeri hakimiyeti altında bir vilayet kurulmuştur. Vilayetin bir Hıristiyan valisi olacaktır (md.13).

Bu suretle Berlin Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu Balkanlardaki topraklarının büyük bir kısmını kaybetmekle birlikte, Batı Trakya’yı tekrar elde etti.

II-BALKAN SAVAŞLARI SONUNDA BATI TRAKYA

1878 Berlin Antlaşmasından sonra Doğu Rumeli dışında, Trakya bir kıyı şeridi halinde Balkan Savaşları sonuna dek Türklerin elinde kaldı.

İkinci Meşrutiyetin ilanı sırasındaki olaylardan faydalanan Avusturya, Bosna-Hersek’i işgal ederken, Bulgaristan da 5 Ekim 1908’de bağımsızlığını ilan etti. Bu arada İtalya ise Trablusgarp’a göz dikmişti. İç ve dış mücadeleleri ile uğraşan Osmanlı Devleti’nin zayıf durumundan faydalanarak, 28 Eylülü 1911’de bu devlete bir ültimatom verdi. Osmanlı Devleti’nin bu ültimatomu reddetmesiyle İtalya, 29 Eylül 1911’de savaş ilan etti. Bu durumu fırsat bilen Balkan Devletleri ise kendi aralarında ittifaklar yaparak Osmanlı Devletine karşı savaş açtılar. 17 Ekim 1912’de başlayan Birinci Balkan Savaşı tamamen Osmanlı Devletinin aleyhine sonuçlandı.

Savaş sonunda Edirne 16 Mart 1913’de Bulgarların eline geçti. 30 Mayıs 1913’de imzalanan Londra Barış Antlaşmasının 2’nci maddesi ile Osmanlı İmparatorluğu, Midye-Enez hattının ötesindeki Trakya ve bütün Rumeli’yi Balkanlı müttefiklere bırakmayı kabul ediyordu.

Londra Barış Antlaşmasından sonra Balkan devletleri durumdan memnun olmadılar. Bu kez de Rumeli’yi kendi aralarında paylaşma konusunda anlaşamadılar. Bunun üzerine, diğer Balkan devletleri, Bulgaristan’a karşı birleşerek, bu devletle savaşmaya başladılar. Bunu fırsat bilen Osmanlı Devleti ise, Bulgaristan’a saldırarak, 25 Temmuz 1913’de Edirne’yi tekrar ele geçirdi.

İkinci Balkan Savaşı sonunda, ilkin Bulgaristan ile diğer Balkan devletleri olan Romanya, Yunanistan ve Sırbistan arasında 10 Ağustos 1913’de Bükreş Antlaşması imzalandı. Daha sonra ise Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında ayrı ayrı antlaşmalar imzalandı.

Bu antlaşmalara geçmeden önce, Bükreş Antlaşmasının imzalanmasından, Bulgaristan’la 29 Eylül 1913’de imzalanan İstanbul Antlaşmasına kadar geçen sürede Batı Trakya’da kurulan ve tarihe ilk Türk Cumhuriyeti olarak geçen devletten kısaca bahsetmek yararlı olacaktır.

1-Batı Trakya Türk Cumhuriyeti

10 Ağustos 1913’de imzalanan Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan, Doğu Trakya da dahil olmak üzere Birinci Balkan Savaşı sonunda kazandığı toprakların büyük bir kısmını kaybetti. Bulgarlar, Doğu Trakya’yı kaybedince, batı Trakya’daki halka eziyetler yapmaya başladılar. Bu konuda Osmanlı Hükümetine raporlar gelmesine rağmen, Bab-ı Ali, Edirne yürüyüşü sırasında Batılı devletlere Meriç’in batısına geçilmeyeceğine dair garanti vermiş olduğundan meseleye biraz soğuk bakmaktaydı. Ancak bazı ordu mensupları, yarı remi mahiyette bir kuvvetin burayı geçmesini başkumandanlığa ve hükümete kabul ettirdiler. Bab-ı Ali, 19 Ağustos 1913’de Avrupa merkezlerindeki elçilerine, Batı Trakya’da Bulgar zulüm ve tecavüzüne uğramakta olan ahaliyi korumak için Batı Trakya’ya ufak birlikler gönderilirse, bunun Meriç’in batısına geçme anlamına alınmaması gerektiğini bildirdi. Bununla birlikte, Edirne’nin kurtarılmasından sonra Hurşit Paşa Kolordusu emrindeki akıncı müfrezesinde 116 kişilik bir çete, Enver Beyin emir ve talimatı ile Edirne’den Ortaköy’e gönderildi. Batı Trakya’ya 15 Ağustos 1913’de giren bu akıncı

müfrezesinin başında Genel Çeteler Kumandanı Eşref Kuşçubaşı bulunuyordu. Müfreze, kısa zamanda Bulgar çetelerini yenerek, sırasıyla Ortaköy, Papazköy, Paşmaklı, Yenice, Habibçe, Harmanlı, Eğridere, Koşukavak, Kırcaali, Mestanlı, Cumaibala, Darıdere ve Nevrokopi’yi işgal etti. Ardından 31 Ağustos 1913’de kısa bir çarpışma ile Batı Trakya’nın merkezi olan Gümülcine, 1 Eylül 1913’de de İskeçe işgal edildi.

Gümülcine ve İskeçe’nin kurtarılmasından sonra Batı Trakya’nın hakimiyeti tamamen milli kuvvetlerin eline geçmiş oluyordu. İstanbul Hükümeti ise, bu başarıları Batılı devletleri ürkütmekten korktuğu için kabullenmeye yanaşmıyordu. Bu durumda Batı Trakya’daki milli birlikler için yapacak tek bir şey kalıyordu ki o da bu bölgede bir Türk hükümeti kurmaktı. Gümülcine’nin işgalinden sonra 31 Ağustos 1913’de “Batı Trakya Geçici Hükümeti” kurularak, başkanlığına Hoca Salih Efendi getirildi.

Yeni kurulan hükümete Osmanlı Devleti dış baskıların da etkisiyle olumlu bakmıyordu. Bu sebeple batı Trakya’ya gitmiş olanların geri dönmelerini istedi. Fakat Batı Trakya Hükümetinin idarecileri bu isteğe Osmanlı Devleti ile ilişkilerini kesip Batı Trakya Geçici Hükümetinin bağımsızlığını ilan ederek cevap verdiler.

2-Batı Trakya Türk Cumhuriyeti Karşısında Yunanistan’ın Tutumu

Bulgaristan ve Osmanlı Devletinin aksine, Batı Trakya’da bir Türk Hükümetinin kurulmasına Yunanlılar olumlu gözle baktılar. Yunanlılar, Dedeağaç’ı hiçbir zorluk çıkarmadan kendi istekleriyle Batı Trakya Hükümetine teslim ettiler. Çünkü, Yunanistan İkinci Balkan Savaşından sonra imzalanan Bükreş Antlaşmasından itibaren, Bulgarların yönetiminde kalan Rumlara yapılacak muamele üzerinde anlaşamadıkları için Bulgaristan’a karşı bir politika izlemeye başlamıştı. Bu sebeple Yunanistan, Osmanlı-Bulgar görüşmeleri sırasında bir Osmanlı-Bulgar yakınlaşmasını önlemek amacıyla 2 Ekim 1913 tarihinde Dedeağaç şehir ve limanını Batı Trakya Hükümetine terk etti.

Dedeağaç şehir ve limanını Batı Trakya Türk Hükümetine bıraktıktan sonra Yunanlılar, bu hükümet ile ilişki kurma yollarını aramaya başladılar. Bunun üzerine, herhangi bir yazılı garanti olmaksızın, sözle Mesta-Karasu’yu Batı Trakya-Yunanistan sınırı olarak kabule hazır olduklarını bildirdiler. Arkasından, silah ve para yardımında dahi bulunmayı teklif ettiler. Yunanistan’ın amacı, Bulgaristan’ı eski sınırına çekmek ve daha sonra da Batı Trakya’yı kendi topraklarına katmaktı. Ayrıca, Batı Trakya’da güçlü bir Bulgar devleti yerine, zayıf bir Türk hükümetinin kurulmasının gelecekteki planları için daha uygun olacağını da düşünmüştür.


3-Balkan Savaşları Sonunda İmzalanan Antlaşmalarda Batı Trakya

A-İstanbul Antlaşması

Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti Bulgaristan ile 29 Eylül 1913 tarihinde İstanbul Barış Antlaşmasını imzaladı. İstanbul Antlaşması ile Osmanlı-Bulgar sınırı, Batı Trakya’yı Bulgaristan’a bırakacak şekilde çizildi ve ayrıca Batı Trakya ile ilgili olarak şu hükümler kabul edildi:

1-İlan edilecek genel af, Batı Trakya için de geçerli olacaktır (md.6);

2-Her iki tarafın da elinde bulunup, öbür tarafa geçecek yerler, imzadan sonraki 10 gün içinde öbür taraf memurlarına verilecektir. İmzadan sonraki üç hafta içinde, iki taraf ordularını dağıtacaktır (md. 2);

İstanbul Antlaşmasının hükümlerine göre, Batı Trakya Hükümeti üyeleri ve görevlileri, en geç 25 Ekim 1913 tarihine kadar Batı Trakya’yı boşaltıp, Bulgaristan’a teslim edeceklerdi. Nitekim, Bulgaristan aynı tarihte Batı Trakya’ya yerleşmiştir.

B-Atina Antlaşması ve Üç Numaralı Protokol

İstanbul Antlaşmasından sonra 14 Kasım 1913 tarihinde Yunanistan ile Atina Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşma ile buna bağlı Üç Numaralı Protokol, Batı Trakya azınlığının haklarını koruyan ve Yunanistan’a bu konuda en fazla yükümlülük getiren uluslararası belgedir.

a-Atina Antlaşması

Antlaşmanın 2’nci maddesi dolaylı olarak azınlıklar açısından 1830 Londra Protokolü ile Mart 1881 tarihli İstanbul Sözleşmesini gündeme getirmektedir. Çünkü adı geçen maddede iki ülke arasında daha önce yapılmış ve yürürlüğe girmiş bütün antlaşmaların yürürlüğüne devam edeceği söylenmektedir. Ayrıca, aynı maddede, Antlaşmaya bağlı Üç Numaralı Protokolün de Yunanistan’ın bütün topraklarında geçerli olacağı belirtilmektedir.

Antlaşmanın 5’inci maddesinde ise, Yunanistan’a bırakılan topraklarda, Yunanistan’ın bu toprakları işgaline kadar edinilen hakların geçerli olacağı belirtilmektedir.

6’ncı madde gereğince, Osmanlı uyrukluğunu taşıyarak, Yunanistan’dan ayrılmış olanlar bu topraklardaki gayrimenkullerini korumaya devam edecekler ve isterlerse bu mallarını başkaları yönetebilecektir. Ayrıca, hiç kimse yasal olarak belirlenmiş kamu yararı dışında, uygun ve peşin bir tazminat ödenmeden mülkiyetinden yoksun bırakılmayacaktır.

11’inci madde, Batı Trakya’daki Müslüman-Türk azınlıklar açısından oldukça önemlidir. Buna göre Yunanistan’a bırakılan topraklarda kalanların yaşam, mal, din ve gelenekleri güvence altına alınacak ve Yunan kökenli vatandaşlarla aynı haklara sahip olacaklardı. Ayrıca, dinlerinin gereklerini de açık bir şekilde yerine getirebileceklerdi. Halife sıfatıyla Padişahın ismi de hutbelerde okunmaya devam edecekti. Adı geçen madde ayrıca, Müslüman toplumların yönetimi konusunda önemli hükümlerde getirmekteydi. Buna göre:

1-Halihazırda mevcut olan veya sonradan oluşacak bu Müslüman toplumların muhtariyetine ve hiyerarşik yapısına dokunulmayacaktır;

2-Sahip oldukları gayrimenkul ve fonlara el konulmayacaktır;

3-Müslümanların dini liderleri ile aralarındaki ilişkilere müdahale edilmeyecek, bu dini liderler, İstanbul’daki Şeyhülislamlık makamına bağlı olmaya devam edeceklerdir;

4-Müftüler oradaki Müslüman kişilerce seçileceklerdir;

5-Başmüftü, Yunanistan’daki bütün müftülerin seçecekleri üç aday arasından Yunan Kralı tarafından atanacaktır. Bu atamayla birlikte Osmanlı Padişahı, kendisine bir belge göndererek işlevlerini yerine getirmesini sağlayacaktır. Ayrıca, diğer müftülere karar ve fetva yetkisi vermesini sağlayacak bir mektup gönderecektir.

Bu maddede, müftülerin sadece dini konularda ve vakıfların yönetimine katılmakla kalmayıp, aynı zamanda evlenme, nafaka ve vakıf yöneticilerinin tayini gibi dünyevi sorunlarla da ilgilenecekleri belirtilmektedir. Bunların kararları, Yunan makamları tarafından uygulamaya konacaktır. Görüleceği üzere 11’inci madde ile Yunanistan’daki Müslümanların maddi ve manevi olarak İstanbul ile ilişkileri kesilmemiştir.

13’üncü madde, buradaki vakıfların Evkaf Vekaleti tarafından satılana kadar Müslüman toplumlarca idare edileceğini belirtmekte, rejimin ancak uygun ve peşin tazminat verildiği taktirde değiştirilebileceğini hükme bağlamaktadır. Şayet din ve hayır kurumları yeterli gelirden yoksun kalırlarsa, Yunan Hükümeti bunlara yardım edecektir.



b-Üç Numaralı Protokol

1913 Atina Antlaşmasına ek üç protokol mevcuttur. Antlaşmanın 2’nci maddesinde belirtildiği üzere Üç Numaralı Protokol, bütün Yunanistan topraklarında geçerlidir. Protokolün 7’nci maddesinden itibaren Yunanistan’daki azınlıklarla ilgili hükümler sıralanmaktadır. Bu Protokole göre:

1-Başmüftü ve müftülerle birlikte bunlara bağlı memurlar, Yunan memurlarının sahip oldukları hak ve görevlere sahip olacaklardır (md.7);

2-Başmüftü, seçilen müftüleri mali ve dinsel bakımdan denetleyebilecektir (md.8);

3-Müftüler ancak Yunan Krallığının Anayasasının 88’inci maddesi gereğince görevlerinden alınabileceklerdir (md.9);

4-Kamu yararı söz konusu olmadıkça, hiçbir vakıf istimlak edilmeyecektir (md11);

5-Müslüman toplumların manevi şahsiyeti tanınmaktadır (md.13);

6-Müslüman özel okulları ile Selanik’teki Mithat Paşa Sanayii Mektebi tanınacak ve bunların gelirleri kendi masraflarına karşılık olmak üzere saklı kalacaktır.

Bireylerden veya İslam ileri gelenlerinden oluşacak bir komisyon tarafından kurulacak okullar da aynı statüde olacaklardır.

Başmüftü ve müftülerle, Yunan Hükümeti Milli Eğitim Müfettişleri bu okulları teftiş edebileceklerdir. Ayrıca buralarda eğitim, resmi programa uymak ve Yunanca zorunlu olmak şartıyla Türkçe olarak yapılacaktır (md15).

Üç Numaralı Protokolün imzalandığı tarihte Yunanistan Batı Trakya’ya sahip değildi. Ancak “Antlaşmaların Halefiyeti İlkesi” doğrultusunda, Batı Trakya’nın Yunanistan topraklarına katıldığı andan itibaren Üç Numaralı Protokolün buradaki insanlar açısından yürürlük kazandığı hukuksal bir gerçektir.

III-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDA BATI TRAKYA ve YUNAN

SEVR’İ

Batı Trakya, 1913 yılından başlayarak Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar Bulgaristan’ın egemenliği altında kalmıştır. Daha savaş sırasında bölge üzerinde hakimiyet kurmak için Türklerin, Yunanlıların ve Bulgarların yoğun faaliyetlere geçtikleri gözlenmektedir. Ancak savaş sonunda Müttefiklerin de yardımıyla Yunanistan, San Remo Antlaşmasının imzalanmasından sonra bölgeyi işgal etti. Yunanlıların Batı Trakya’yı işgali 4 Haziran 1920 tarihinde tamamlandı.

10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan ve Yunanistan’daki azınlıkların haklarını koruyucu mahiyetteki “Yunan Sevr’i”, aynı tarihte Osmanlı İmparatorluğunu parçalayan “Osmanlı Sevr’i” ile karıştırılmamalıdır. Aynı tarihte ve yerde üç antlaşma imzalandı. Bunlar:

1-Osmanlı Devleti ile imzalanan Osmanlı Sevr’i;

2-Batı Trakya’yı resmen Yunanistan’a veren Trakya konusundaki antlaşma;

3-Yunanistan’daki azınlıkların korunması ile ilgili olarak yapılan Yunan Sevr’i.

Yapılan bu antlaşmalardan ikincisi ile Müttefik devletler Batı Trakya’yı Yunanistan’a bırakmayı resmen kabul ederken, üçüncüsü ile bu topraklardaki azınlık haklarını koruyucu hükümler getiriyorlardı. Resmi adı, “Yunanistan’daki Azınlıkların Korunmasına ilişkin antlaşma” olan Yunan Sevr’i, bir yanda İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve diğer yandan da Yunanistan arasında imzalandı.

İki bölümden oluşan Antlaşmanın “Başlangıç” kısmı, Yunanistan Krallığının 1913 yılından beri topraklarını çok genişlettiğini, bu ülkede yaşayanlara eşit muamele yapılmasının sağlanmasını ve sağlanacak bu eşit hakların Krallığa eklenecek topraklarda da geçerli olacağını hükme bağlamıştır. Antlaşmanın azınlıklarla ilgili maddeleri özetle şu şekildedir:

1-2’inci ve 8’inci maddeler dahil, bu maddeler arasındaki hükümler temel yasa niteliğindedir (md. 1);

2-Ülkedeki bütün insanlar; din, dil, soy, yurttaşlık farkı gözetilmeksizin yaşama hakkına sahiptirler ve herkes dini ibadetlerini serbestçe uygulayabilir (md. 2);

3-Yunan uyruğundaki bütün insanlar, yasa karşısında eşit olup aynı siyasi ve kişisel haklardan yararlanırlar. Uyruklar arasındaki din farkı, memur olma, işe girme gibi durumlarda etkili olamayacağı gibi bu insanlar istedikleri dili de özel işlerinde ve yayınlarında kullanabileceklerdir (md. 7);

4-Azınlıklar, harcamaları kendilerine ait olmak üzere dinsel, toplumsal kurumlarla okullar kurma, denetleme ve iletme hakkına sahip olup burada kendi dillerini kullanabilirler (md. 8);

5-Azınlıkların düzenli olarak bulundukları bölgelerdeki resmi okullarda o dilde eğitim yapılacak ve azınlıkların toplu olarak bulundukları yerlerde bunlara devlet ve belediye gibi kamu bütçelerinden bir miktar ayrılacaktır. Bu hüküm, 1 Ocak 1913’ten sonra Yunanistan’a katılan topraklarda geçerli olacaktır (md. 9);

6-Müslümanlar, kişisel durum ve aile hukuku ile ilgili sorunlarını İslam gelenekleri çerçevesinde çözebileceklerdi. Ayrıca cami, mezarlık gibi İslami kuruluşlar güvenceye alınıyordu. Vakıflar ve diğer dini ve insani kuruluşlar da tanınıyordu (md. 10);

7-Yunanistan ile imzacı devletler arasında veya Milletler Cemiyeti Konseyine üye olan herhangi bir devlet arasında bu hükümler konusunda bir anlaşmazlık çıkarsa bu ülkeler, istedikleri zaman Yunanistan’ı Uluslararası Sürekli Adalet Divanına götürebileceklerdi ve bu konuda Divanın kararı kesin olacaktı (md. 16).

Görüldüğü üzere Yunan Sevr’i Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığı açısından oldukça önemli bir antlaşmadır. Yukarıda bahsedilen maddelerden de anlaşılacağı gibi Yunanistan, ülkesindeki azınlıkların haklarını korumayı kabul ederken Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığının da haklarını korumayı taahhüt etmektedir.

IV-KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDAKİ ANADOLU KONGRELERİNDE

BATI TRAKYA

19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşının temellerini bir ay içinde attı. Mustafa Kemal, Trakya işlerinin de Kurtuluş Savaşı içinde düzene koymak zamanı geldiğine hükmederek Edirne’de bulunan Birinci Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Beye şu talimatı vermişti:

“İstanbul’da ilen Trakya Cemiyeti üyeleri ile görüştüm, şimdi zamanı geldi. Kendileri ile mahremane görüşünüz. Derhal teşkilat yapsınlar ve buraya gizlice bir iki murahhas göndersinler. Bunlar gelinceye kadar, beni vekil tayin etsinler.”

Mustafa Kemal, bu talimatı ile Trakya’yı gerektiği zaman savunacak olan Birinci Kolorduyu da Anadolu’ya bağlamıştır. Bu andan itibaren Trakya ile iş birliği kurulmuş, Anadolu’da olduğu gibi Trakya’da da milli teşkilat ve milli dayanışma gücü kuvvetlenmiş oluyordu.

Trakya’nın ve dolayısıyla Batı Trakya’nın Kurtuluş Savaşında etkin olmalarının sebebi, Osmanlı Devletinin tutumundan kaynaklanıyordu. Batı Trakya’nın San Remo Konferansı kararlarına göre Yunan ordusu tarafından işgali karşısında Osmanlı hükümeti, hiçbir teşebbüste hatta şekli bir protestoda dahi bulunmamıştı.

Batı Trakya’daki Türkler, kesinlikle Yunan hakimiyetini istemiyorlardı. Bu olayı protesto ederlerken Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşına katıldılar. Bunu yaparken de Batı Trakya’nın kurtulacağını ümit ediyorlardı. Batı Trakya bundan sonra Anadolu Kongrelerinde de söz konusu edildi. 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında Ali Rıza Bey Kabinesinden Salih Bey ve Mustafa Kemal arasında yapılan Amasya görüşmelerinde Trakya da önemli bir yer aldı. Doğu Trakya’nın Batı Trakya ile birleştirilmesi için dahi olsa hiçbir surette yabancı hakimiyetine bırakılmamasına karar verildi. Bu arada Batı Trakya göçmenler meselesi de Amasya’da görüşüldü. Yunanlıların Batı Trakya’daki Rum nüfusunu çoğaltmak amacıyla bu bölgeye Rum göçmenleri getirmeleri Trakyalıları düşündürüyordu. Görüşmede Batı Trakyalı Türk göçmenlerinin yerlerine gönderilmelerinin sağlanacağı kararı alındı. Fakat Salih Paşa, yabancı devletlerin baskısıyla olsa gerek, bunları İstanbul Hükümetine kabul ettiremedi.

Bundan sonra Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlarda Doğu Trakya, milli sınırlar içinde gösterilirken Batı Trakya milli sınırlar dışında kaldı. Çünkü burası, bir uluslararası antlaşma niteliğinde olan 29 Eylül 1913 tarihli İstanbul Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu tarafından resmen Bulgaristan’a bırakılmıştı. Başka bir devletin sınırları içinde bulunan bir yer hakkında karar almak oldukça güçtü. Bu arada Ali Rıza Paşa Kabinesi İstanbul’da Meclis-i Mebusanın toplanmasına karar verdi ve bu amaçla da seçimler yapıldı. Bu seçimler sonunda Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çoğunluğu sağladı. Meclis, ilk toplantısını 12 Ocak 1920’de yaparak 28 Ocak 1920’de de Misak-ı Milliyi kabul etti.

Misak-ı Millinin 3’üncü maddesi, Batı Trakya ile ilgili olup “Türkiye barışına bırakılan Batı Trakya’nın durumunun tespiti, oradaki yerleşik halkın serbest bir şekilde açıklayacakları oylara uygun olarak yerine getirilmelidir.” hükmünü içermektedir.

Türkiye, Lozan Barış Görüşmelerinde de sürekli olarak Batı Trakya konusunda bu görüşü, yani plebisiti savunmuştur.

Kurtuluş Savaşını başlatan Mustafa Kemal, Doğu Trakya ile olduğu kadar Batı Trakya’da gelişen olayları da büyük bir titizlikle takip ediyordu. Bu nedenle Cafer Tayyar Beye Batı Trakya konusunda şu talimatları vermişti:

“1-Asıl amacımız, memleketi parçalanmaktan kurtarmak ve bağımsızlığını sağlamaktır. İngiltere ve onunla iş birliği yapan Fransa, bu amacın gerçekleşmesine engel olmaktadırlar;

2-Bulgarlar da bu devletlerden şikayetçidirler. Bu iki devletin himayesini Rumlara karşı girişecekleri hareketlerde başarılı olmalarını isteriz. Bu bakımdan Bulgarlarla ilişki kurulması ve devam ettirilmesi uygundur. Yalnız Bulgaristan’ın Beyaz Ruslarla birleşmesi işimize gelmez;

3-Batı Trakya’nın siyasi mukadderatı üzerinde yabancılarla yapılacak temaslarda uyanık davranılmalıdır. Batı Trakya’nın Türklerin elinde ve bir bütün olarak kalması ve uygun bir zaman ve fırsatta Anavatana katılması amacımızdır. Bu Türk vatan parçasının yabancı müstemleke olmasına razı olamayız;

4-Osmanlı Hükümeti, siyasi mülahazalarla Batı Trakya’ya yardım edemez;

5-Türk milletinin birliğini temsil eden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, mütareke günündeki hududumuzu esas tutmuş olduğundan Meriç’in batısında resmi bir dille bahsedemez;

6-Batı Trakya için başvurulacak birinci çare, Batı Trakya’da ezici çoğunluğu teşkil eden kardeşlerimizin milli teşkilatlarını geliştirip Wilson İlkelerine dayanarak haklarını istemeleri ve ilk adım olarak istiklal veya muhtariyetlerini kazanmaya çalışmalıdırlar;

7-Fransız ve Yunan emellerine asla muvakkat edilmemeli ve yabancı işgaline hiçbir vakit rıza gösterilmemelidir;

8-Trakya Paşaeli Cemiyetinin siyaseti, program ve mesleği mütareke imzalandığı gün, sınırımız içinde kalmış olan Meriç’in doğu tarafındaki Doğu Trakya’yı Türk vatanından ayrılmaz bir parça olduğunu kabul ve o surette müdafaa etmektir;

9-Doğu ve Batı Trakya’nın bir milli birlik içinde ifade ve ilanı doğru değildir. Doğu Trakya, itiraz ve münakaşa getirmez bir surette Türk vatanının bir parçasıdır. Batı Trakya ise bir barış antlaşması ile vaktiyle bırakılmış bir vatan kıtasıdır. Doğu ve Batı Trakya’nın ısrarla birliğini iddia etmek, Doğu Trakya üzerinde de bazı yabancı iddialara sebep olabilir. Doğu Trakya hakkında hiçbir münakaşa bahis konusu olmamalıdır.”

Mustafa Kemal tarafından da belirtildiği üzere, Batı Trakya kurtuluş mücadelesi boyunca önem sırasına göre Doğu Trakya’dan sonra gelmiştir. Ancak bu sırada Mustafa Kemal’in talimatları yerine getirilmeye çalışılmış ve bu Lozan Görüşmelerinde de devam etmiştir. Ancak tüm çabalara rağmen, Batı Trakya Lozan’da resmen Yunanistan’a bırakılmıştır.

SONUÇ

1363 yılında Osmanlı topraklarına katılan Batı Trakya, 1913 yılında Balkan Savaşları sonunda Bulgaristan’a terk edilmiş ve Birinci Dünya Savaşında Bulgaristan’ın yenilgisi ile bu toraklar, Türklerin ve Bulgarların yoğun çabalarına rağmen Yunanistan’a verilmiştir.

Günümüzde Yunanistan’ın sınırları içinde yer almasına rağmen, Batı Trakya’nın nüfusunun büyük çoğunluğunu Müslüman Türkler oluşturmaktadır. Yunanistan sürekli olarak buradaki Türk varlığını inkar etme yoluna gitmiştir. Özellikle 1967 yılında cunta idaresi ile birlikte hız verdiği eritme politikası çerçevesi içinde, Batı Trakya Türklerine eğitim, ekonomik, sosyal, manevi ve dini alanlarda baskılar yapmaya başlamıştır. Ancak Yunanistan bu uygulamaları yaparken gerek çok taraflı gerek iki taraflı uluslararası antlaşmalara ve gerekse kendi iç düzenlemelerine aykırı hareket etmektedir.

1878 Berlin, 1913 İstanbul, 1913 Atina Antlaşması ve bu Antlaşmaya bağlı Üç Numaralı Protokol, 1920 Yunan Sevr’i ve nihayet Lozan Antlaşması ve sonrasında yapılan çeşitli antlaşmalar, Batı Trakya Türk azınlığının haklarını korumakta ve Yunanistan’da bunları kabul etmektedir.

Son zamanlarda batı Trakya’daki Türklerin durumlarında nispeten düzelmeler görülmektedir. Ancak bunların yeterli olmadığı da bir gerçektir. Türk-Yunan ilişkilerinde yumuşama döneminin başladığı bugünlerde Batı Trakya Türk azınlığının hak ettiği statüye kavuşması ilişkilerde çözümlenmesi gereken önemli konulardan biridir.



Dr. Türel YILMAZ


KAYNAKÇA

ATATÜRK, Mustafa Kemal: Nutuk, C.I, İstanbul, 1951.

BARKAN, Ömer Lütfü:”Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”, İ.F.M., C.XIII, İstanbul, 1951.

BAYUR, Yusuf Hikmet: Türk İnkılabı Tarihi, C.II, Kıs.2, Ankara, 1943.

BIYIKLIOĞLU, Tevfik: Trakya’da Milli Mücadele, 2.B., C.I, Ankara, 1987.

ÇELİK, Edip: Milletlerarası Hukuk, 2.B., C.II, İstanbul, 1987.

ERİM, Nihat: Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, Ankara, 1953.

GÖNLÜBOL, Mehmet ve Diğerleri: Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1995), 9.B., Ankara, 1996.

GÜNDAĞ, Nevzat: 1913 Garbi Trakya Hükümet-i Müstakilesi, Ankara, 1987.

HATİPOĞLU, Murat: Yunanistan’daki Gelişmelerin Işığında Türk Yunan İlişkilerinin 101 Yılı (1821-1922), Ankara, 1988.

KARAL, Enver Ziya: Osmanlı Tarihi, 3.B., C.VIII, Ankara, 1988.

ORAN, Baskın: Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, 2.B., Ankara, 1991.

ÖZTÜRK, Hüsamettin: “Batı Trakya’da Kurulan İlk Türk Cumhuriyeti”, Y.B.T.D., C.IV, S.66-67, Eylül-Ekim 1988.

ŞİMŞİR, Bilal: Rumeli’den Türk Göçleri, C.I, Ankara, 1968.

TUNCEL, Metin: “Batı Trakya’nın Coğrafyası”, T.K., C.14, S.159, Ocak 1976.

UÇAROL, Rıfat: Siyasi Tarih, 3.B., İstanbul, 1985.

YILMAZ, Türel: “Batı Trakya’da Türk Devleti Kurma Teşebbüsleri (1878-1920)”, Balkan Araştırmaları, C.I, S.I, Nisan 1998.


Yazar : ErkanGocuk / Okunma : 2190 / Yorumlar(0)

Yazıyı Oylayın :   
Aldığı Oylar : 28

    Arıyoruz, Anıyoruz
 



 
    Üyelik
 
 Kullanıcı Adı :
Şifre : 
Kod :
37777
 
Yeni Kayıt !
Şifremi Unuttum !
 
    Yeni Yazılar
    .. Faydalı Linkler ..
 

















 
    Edirne'de Hava
 
EDIRNE HAVA DURUMU
EDIRNE HAVA DURUMU

 
    Günlük Fal
 

Burcunuzu seçin, falınızı okuyun

Muneccim.com 'un katkılarıyla

 
    Takvim
 
« Eylül »
Pz Sl Çş Cm Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30
 
    Ara & Bul
 

 
Edirne.Web.tr Web 
 

 
    Yeni Forumlar

Ana Sayfa Haberler Dosyalar Yazılar Üyeler Anketler Forum
Arama :  
Copyright © 2004 - 2017  EDİRNE WEB PORTALI
Bir Edirne Web Grubu sitesidir.